Türkiye’de faaliyet gösteren terör örgütleri çeşitli argümanlar üreterek kendilerini meşrulaştırma çabası içindeler. Bunlardan biri de otuz yıla yakın terör eylemleriyle sonuca varmaya çalışan PKK dır. Gerçi terör örgütlerinin meşruiyet arayışı bizim sandığımız türden bir arayış değil. Burada söz konusu olan meşrulaştırma kaygısı terör örgütü destekçileri bakımından yapılan açıklamalardır. Yoksa insanlığın günümüze taşıdığı değerler sistemi (Hukuk, adalet, masumiyet, insan hakları, etik v.b.) içersinde bir arayış değildir.
Terör olayları tartışılırken yaşanan bir kısım kavram kargaşalarını aydınlatmada yarar var. Bunlardan en önde geleni, teröristlerin başka bir yöntem ve raç bulamadıkları için bu yola saptıklarıdır. Eğer bir kısım haklar verilmiş olsaydı terör olayları yaşanmayacaktı. Bu doğru bir saptama değildir. Çünkü teröristler kayıp veya eksik haklar konusunda var olan alternatiflerin hepsini kullandıktan sonra bu yola sapmış değiller. PKK terör örgütü Türkiye’deki siyasal kanalları kullanarak Kürt kökenliler için bir hak arayışına başlamamıştır. PKK’nın bu yolu denememiş olmasının nedenleri var elbette. Bu nedenlerin ilk başta geleni örgütün bölge halkı üzerindeki hakimiyet kurma stratejisinde yatmaktadır. Öcalan’ın ortaya koyduğu ‘Doğuda Zorun Gücü’ yaklaşımı PKK’nın neden bu yola saptığının en açık izahıdır. Örgüte göre Türkiye’de yaşayan ‘Kürtler’ demokratik yöntemlerle harekete geçirilemez ve haklarını arayamaz. Onlara uzun ve yorucu sözlü-yazılı eserlerle ikna edici süreçleri işletmek ve bu yöntemle fikirleri kabul ettirmek zaman alıcı, zor ve hatta imkansız bir iştir. Bu yolları denemek, akıl ürünü yoğun çabalar gerektirmektedir. Dolaysıyla Öcalan’a göre en kestirme yol ‘zor kullanarak halkı harekete geçirmektir’, yani PKK açısından terörün ürpertici ve soğuk yüzünü kullanmak en etkin ve çabuk hakimiyet kurma yoludur.
Nitekim PKK’nın ilk yoğun terör dalgası bölge üzerindeki halka karşı kullanılmıştır. Bu ‘zorun (terörün) gücüyle’ bölgede hakimiyet kurma stratejisi’dir. Doğu ve Güneydoğu bölgesinde ailelerin topluca katledilmesi 1984-1989 yılları arasında sıklıkla yaşanmıştır. Buradan çıkan sonuç açıktır. Türkiye’de ayrılıkçı terörün kullanılması, diğer alternatiflerin yokluğundan değil, terörle en hızlı sonuca ulaşma stratejisinin tercih edilmesinden dolayıdır. Doğu bölgesinde yaşanan eksiklikler, devletin sıcak elinin yeterince bilgiye ulaşamamış olması sadece terörün destekçilerini aratması için kullanılan propaganda malzemeleri olmuştur. Oysa konu devlet-vatandaş ilişkisi açısından değerlendirildiğinde aynı mağduriyeti yaşayan başka bölgeler de vardır. PKK’nın kullandığı terör bölge insanına daha fazla demokrasi getirmemiştir. İddiaların tersine Türkiye’deki haklar ve özgürlüklerin gelişmesinin önünde hep bir engel olarak durmuştur. Kısa bir hafıza tekrarı, bize her özgürlük ve demokrasi, daha fazla birey hakları veya insan hakları tartışmasında, terör tehlikesinin önemli bir geri dönüş mazereti oluşturduğunu söylemektedir. Nitekim her akıl ve vicdan sahibi, terör tehdidinin daha az yaşandığı son beş yılda Türkiye’deki haklar, özgürlükler ve demokrasi konusunda çok fazla yol alındığını söylemek durumundadır. Dolayısıyla teröristlerin, ‘bizler haksızlığa, zulme, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı mücadelede, elinde başka aracı kalmamış savaşçılarız’ argümanının hiçbir doğru tarafı yoktur. Yine PKK’nın biz olmasak Türkiye’de demokratik gelişmeler sağlanamazdı iddiası hiçbir kanıt içermemektedir. Doğru olanı ise, PKK’nın devletin eksikliklerini terör propagandasının içerisine yerleştirme fırsatçılığını kullanmış olmasıdır. Yine PKK teröre mazeret teşkil ettiğini iddia ettiği birçok gelişmeyi kendi elleriyle arttırmıştır. Yoksa alternatif yöntem ve yolların eksikliği iddiası PKK terör örgütünün varlığını anlatamaz, ancak devletin eksiklikleri ve yanlışlıkları örgüte propaganda malzemesi ve maniple alanları olarak katkıda bulunmuştur denebilir.
PKK terör örgütü ekonomik yoksulluğun veya ifade özgürlüğü eksikliğinin ürünü müdür?
Türkiye’de gelir dağlımının adaletli olduğunu söylemek olanaksızdır. Bu tablo ülkenin coğrafi yapısına paralel değişimler göstermektedir. Karadeniz bölgesi özellikle orta ve doğu Karadeniz bölgesi, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri milli gelir sıralamasında ülkenin diğer bölgelerinin gerisindedir. İstanbul ve civarındaki sanayileşme, Ege ve Akdeniz deki turizme bağlı gelişme ve ilave olarak son iki bölgenin toprak verimliliği bu bölgeleri önemli ölçütte kalkındırmıştır. Birçok sanayileşmiş ülkede bu gelir adaletsizliği ve bölge farkı söz konusudur. Tüm bunlara rağmen GAP çerçevesinde önemli yatırımlar devlet eliyle gerçekleştirmiştir. Doğu ve Güneydoğuda yatırımların artması ancak alt yapının tamamlanmasıyla mümkündür. Oysaki PKK bu bölgedeki yatırımları doğrudan engellemeye yönelik terör eylemlerinde bulunmuştur. Bir taraftan bölgenin milli ekonomiden yeterli payı almadığı iddiasını dillendiren örgüt diğer taraftan, karayolları çalışanlarını, iş makinelerini, baraj yapımcı firmalarını veya çalışanlarını açıktan hedef almıştır. Hem doktor yetersizliğini ileri sürmek ve hem de doktor ve hemşireleri terörün hedefi haline getirmek ne acı bir çelişkidir. Burada bilinenleri tekrar ediyorum ancak bu tekrarı gözlerden sıklıkla kaçırılan bir konuyu ortaya çıkarmak için yapıyorum. Etnik bakımdan Kürtlerin yoğun olduğu bölge ülkenin Batısından geridedir ancak bu bölgenin kalkınması için terör uygulama stratejisi ne tür kazanımlar sağlamıştır? Bugün patlayan her bomba bölgenin ekonomisi üzerinde derin çukurlar açmaktadır. Çıkarılan teşvik yasalarını işlemez hale getiren, bölgede yatırım planlayan yerli ve yabancı iş çevrelerini bu yatırımlarından alıkoyan, terörün bizzat kendisidir. PKK bölgeyi yoksulluğa mahkum edip bu konudan şikayet etme hakkına ne kadar sahiptir? Dolayısıyla terörün nedenlerinden sayılan ekonomik yoksulluğun da bizzat örgüt tarafından desteklendiğini görmezlikten gelmek bir bilgi eksikliği veya aymazlıktır. PKK terörünün ana temelini terörün bizzat kendi felsefesi olarak alırsak örgütün varlığını sürdürmede kullandığı propaganda malzemelerinden yoksun kalmamak için ne denli çaba harcadığını da görme olanağına sahip oluruz. Neden masumlara, bölgedeki ekonomik hedeflere veya öğretmen, mühendis, şantiye şefi-işçisi, doktor veya hemşirelere saldırıldığı sorusunun yanıtı da PKK’nın terör-nedensellik ironisinde aranmalıdır.
PKK terör örgütünün en güçlü ve en çok taraftar bulan argümanlarından biri de Türkiye’deki Kürtlere yönelik ifade alanlarının daraltılması veya baştan beri bu alanın dar olmasıdır. Bu konuyu tartışmaya açmak için yüzlerce örnek verilebilir ancak en son ve en taze gelişmeyi sizlerle paylaşarak sonuca varmaya çalışalım. Son beş yıldır PKK siyasallaşıyor mu soruları sorulmuş ve konu hakkında ilgili-ilgisiz çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Türkiye’de Kürtlerin siyasallaşması Osmanlı döneminden beri var olan bir gerçektir. Osmanlı Parlamentosuna veya Cumhuriyetin Meclislerine bakıldığında bu konunun hiç de yeni bir gelişme olmadığını söylemek mümkün. Dolayısıyla siyasallaşma PKK açısından yeni bir dönem olabilir ancak Kürtler bakımından 130 yıllık bir süreci , deneyimi ve olgunluğu ifade eder. Peki aradaki fark nedir? Kürtlerin siyasallaşması gerek Osmanlı döneminde ve gerekse de Cumhuriyet döneminde siyasetin sınırlarının her defasında genişletilerek Ülkede kendi bölgeleri, ve insanı için çeşitli düzenlemelerin elde edilmesi mücadelesidir. Bu çerçevede yığınla tartışma, müzakere ve kazanımlar elde edilmiştir. Cumhuriyet döneminde yaşanan bir kısım olumsuzluklar Kürtlerin Türkiye’nin bütüncüllüğü üzerinden politika üretmelerine engel olmamıştır. Kısacası Güney Afrika’daki Apartheid dönemi hiçbir zaman bu topraklar üzerinde yaşanmamıştır. Ancak PKK’nın siyasallaşma girişimi sadece parçalayıcı değil aynı zamanda zorbalığı da içermektedir. Bir elinde bomba ve bir diğer elinde siyasal söylemlerle, siyaset yapılamaz ve buna siyasallaşma denilemez. Daha da vahim olanı ise örgütün kendi içerisinden çıkan, ‘şiddet ve zorbalıkla siyasetin yan yana yürüyemeyeceğini’ ifade edenleri öldürmesi ve bu görüşte olabilecek diğerlerini de suskunluğa ve yalnızlığa mahkum etmesidir.
Yakın zamanda öldürülen Hikmet Fidan’ın gazetelerde genişçe yer alan ifadeleri, PKK’nın siyasallaşmadan ne anladığı konusunda en iç kaynaktan bilgiler vermektedir. Uzun yıllar PKK içerisinde yer alan ve bundan dolayı hapis yatan ve HADEP genel başkan yardımcılığı görevinde bulunan Fidan, silahlı mücadelenin çıkmaz yol olduğunu savunanlardandı. Hikmet Fidan, Kürt siyasallaşması sürecinin halka rağmen, tepeden inme ve zorbalıkla olamayacağını en yüksek şekilde seslendirenlerdendi. İmralı’dan başlayan yeni siyasallaşma hamlesi ‘Demokratik Toplum Hareketi’ de, Fidanın kuşkulu tavırlarına sahne oldu ve Fidan, ‘gerçekten demokratik olursa içinde yer alırız’ dedi (16 Temmuz 2005, Milliyet). Bu ve benzeri görüş ve duruşların sonucu belli olmalıydı ve oda ölümdü. Hikmet Fidan öldürüldü ondan öncekiler gibi ve cenazesine Demokratik Toplum Hareketinden kimse yanaşamadı. Kader birliği ettiklerinden kimse cenazeye bile gelememiş açık bir şekilde baş sağlığı dahi dileyememişti. Hasan Cemal bu durumu ‘Kürt aydınların tedirginliği’ olarak köşesine taşıdı (16 Temmuz 2005, Milliyet).
Yukarda özetlenen Hikmet Fidan’ın ve benzerlerinin örneklerini sıralayarak uzun deliller zinciri oluşturmak mümkün. Bu ve buna benzer yaşanan birçok olay, Kürt siyasallaşmasının PKK’nın siyasallaşmasından kesin çizgilerle ayrıldığını göstermektedir. PKK, Kürtlerin farklı sesler ve argümanlarla şiddeti reddeden ve bir asırdan fazla deneyime sahip siyasal birikim ve çabalarını ortadan kaldırarak, bir elinde bomba şantajı diğer elinde siyaset söylemiyle sadece kendisinin muhatap alınmasını istemektedir. Bu yaklaşıma hak vermek mümkün değildir. Siyasetin barutla, zorbalıkla ve şiddetle yan yana yürümesi olanaksızdır. Türkiye’de ifade hürriyeti ve özgürlüklerin olmadığı savını ileri süren PKK bizzat kendi terör eylemleriyle korku ve baskı yöntemini kullanmak suretiyle bu ilkelere karşı en büyük duvarı kurmaktadır. PKK tarafından atılan her bomba demokrasi ideali, özgürlük ve haklar ilkeleri üzerine düşmektedir. Kısacası PKK bölge insanı için her türlü alternatifi kapatıp terörün ve zorun gücünü kullanarak tek adres olmaya çalışmaktadır. Buna en fazla baş kaldırması ve karşı durması gerekenler ise, PKK’nın terör eylemlerinden en fazla zararı gören bölge halkıdır. Kaynak: İhsan Bal














3:37 pm
pkk yandaşları hepinizin doğacak doğmamış gebermiş tüm ejdadınızı sikeyim