Misak-ı Milli

HARİTAYI WEB SİTENE EKLE

Musul Bölgesi, I. Dünya Savaşı sonlarına kadar Batılı kaynaklarda genellikle, Irak’tan ayrı olarak, yukarı “El-Cezire” bölgesi içinde gösterilmekteydi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra ise bölge, siyasî sebepler yüzünden, bir başka deyişle İngiltere’nin menfaatleri gereğince, Irak’ın parçası olarak kabul edildi ve öyle tanımlandı.

Kerkük'ten bir görünüşGerçekte bölge, son bin yıldır Türk egemenliği altında oldu. Musul, ilk olarak 1055-1056 yıllarında Selçuklu Devleti’ne bağlandı. Bu tarihten itibaren Türkleşen Musul, I. Dünya Savaşı sonuna kadar farklı Türk devlet ve beylikleri tarafından yönetildi ve Türkler tarafından bir vatan toprağı olarak kabul edildi. Osmanlı Devleti öncesinde bölgede hepsi de Türk devlet ve beylikleri sayılan Zengiler, Timurlular, Akkoyunlular ve Safeviler hakimiyet kurdu.

Musul, Osmanlı hâkimiyetine ise Yavuz Sultan Selim’in 1514 tarihli Çaldıran Seferi’yle girdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534-1535 yıllarında gerçekleştirdiği Bağdat Seferi’yle bu hâkimiyet perçinlendi. Osmanlı hâkimiyeti ile birlikte Musul; Süleymaniye, Kerkük ve Musul sancaklarından meydana gelen bir vilâyetin merkezi oldu. 20. yüzyılın başlarında Musul vilayetinin nüfusu 350.000 civarındaydı.

Avrupalı sömürgeci devletlerin Musul üzerindeki emelleri ise, bu bölgenin çok önemli bir petrol yatağı olduğunun anlaşılmasıyla başladı. Özellikle İngiltere, 1910′lu yılların başından itibaren, gerek petrol kaynakları gerekse Hindistan yolu açısından taşıdığı stratejik yol nedeniyle Irak’ın geneline ve özellikel de Musul vilayetine göz dikti.

I. Dünya Savaşı, Avrupalı sömürgeci devletlerin hayallerini gerçekleştirmeleri için büyük bir fırsat oldu. Henüz savaş devam ederken İngiltere ve Fransa, gizlice imzalanan Sykes-Picot Anlaşması ile Ortadoğu’yu bölüşmüşler, Irak’ın İngiliz sömürgesi olması karara bağlanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya safında savaşa katılması, İngiltere ile Osmanlı’yı Ortadoğu’da karşı karşıya getirdi. İngiliz saldırısı ile açılan Irak Cephesi’nde, Hindistan’dan gönderilen İngiliz kuvvetleri Basra’ya çıkarak kısa zamanda Bağdat’a kadar ilerlediler. Ancak Osmanlı Orduları İngiliz ilerleyişini durdurdu ve Irak Cephesi’nde önemli başarılar elde etti.

Burada özellikle 1916 yılındaki Kut’ul-Amer zaferini belirtmek gerekir. Dicle nehrinin kıyısındaki bu kasaba, İngilizler tarafından ele geçirildikten sonra Halil Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunca kuşatılmış ve İngilizler ağır kayıplar vererek teslim olmak zorunda kalmışlardır. I. Dünya Savaşı’nın tarihçesini anlatan bir makaleye göre, bu zafer, “İngiliz ordusunun tarihindeki en büyük aşağılanmadır. Türkler - (ve onların müttefiki olan) Almanya - içinse, çok önemli bir moral takviyesi olmuş ve Ortadoğu’daki İngiliz etkisini tartışılmaz bir biçimde azaltmıştır.”1 Bu zaferin en önemli yönlerinden biri ise, bölgedeki Arapların hepsinin İngilizlere karşı Osmanlı ordusunun yanında yer almış, hatta bazılarının çatışmaya katılmış olmasıdır. Kut’ul-Amer, Osmanlı’nın Türk olmayan Müslüman tebasının, Osmanlı’ya sadakatini gösteren çok önemli bir tarihsel gerçektir ve tüm Arapların Osmanlı’ya ihanet ettikleri yönündeki asılsız söylemi geçersiz kılmaktadır.

Osmanlı orduları, Irak cephesindeki bu büyük başarıya rağmen, savaşın son iki yılında geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak Irak’ın kuzeyini yine de başarıyla korudu. 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Ali İhsan (Sabis) Paşa 6. Ordu Kumandanı olarak Musul’da bulunuyordu. İngilizler ise ani bir işgal hareketi ile Musul’a egemen olmak istiyorlardı.

Mondros Mütarekesi’ni imzalayan hükümette sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa, Ankara’yla iyi ilişkiler kurmak istedi. Mustafa Kemal de bu deneyimli komutana, her dönemde saygı gösterdi, diğer komutanlardan ayrı tuttu. Resimde ortada Ahmet İzzet Paşa ve Mustafa Kemal 1917′de Diyarbakır’da. 
Mütareke’nin yürürlüğe girdiği andan (31 Ekim 1918 günü, saat 12.00′de) itibaren, 6. Ordu birlikleri batıdan doğuya doğru Rakka, Miyadin, Telâfer, Dibeke, Çemçemal, Süleymaniye hattı üzerinde yer alıyordu. İngiliz kuvvetleri ise EI-Hazar, Gayyare, Altınköprü, Kerkük, Hanikin hattında bulunuyordu.2 Yâni Mütareke’nin imzalandığı gün, Kerkük merkezi hariç, Musul ve Musul vilâyetinin büyük bir kısmı Osmanlı Ordusu’nun elinde idi. Mütareke hükümlerine göre bölgede bulunan bütün kuvvetlerin yerlerinde kalmaları gerektiği halde, İngiliz kuvvetleri buna uymadılar. İlerlemeye devam eden İngilizler, l Kasım’da Hamamalil’e girdiler. Buradan Musul’u işgal edecekleri tehdidinde bulunarak Türk kuvvetlerinin Musul şehrinden 5 km. kuzeye çekilmelerini istediler.

Ali İhsan Paşa, İngilizler’in bu talebini Sadrazam’a bildirdi. Bir seri telgraf görüşmeleri sonucunda Sadrazam, Ali İhsan Paşa’ya 8 Kasım tarihli telgrafı ile, kan dökülmesini engellemek için, 15 Kasım günü şehrin boşaltılması emrini verdi. Ali İhsan Paşa, bu emre uygun olarak 10 Kasım’da Musul’u İngilizlere terk etti, ordu karargahı ile birlikte Nusaybin’e doğru çekildi.3

Kısacası Musul, Mütareke hükümlerine ve uluslararası savaş kurallarına aykırı bir şekilde işgal edildi. Misak-ı Milli’ye göre güney sınırlarının tesbiti meselesinde Mütareke’nin yürürlüğe girdiği andaki ordumuzun fiili durumunun temel bir kıstas olarak dikkate alınması, bu nedenle son derece haklı ve önemli bir karardır ve İngiliz olup-bittisine karşı milli haklarımızı korumak anlamına gelmektedir.

Misak-ı Milli, son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı tarafından 28 Ocak 1920 tarihli gizli oturumda kararlaştırıldı. Misak-ı Milli’nin birinci maddesi, Türkiye’nin güney sınırlarını belirliyordu. Bu maddede şöyle yazılıydı:

“Osmanlı Devleti’nin özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu (30 Ekim 1918 günkü Mütareke yapıldığı sırada) düşman ordularının işgali altında kalan bölgelerin geleceğinin, haklarını serbestçe açıklayacakları rey sonucu belirlenmesi gerekir; söz konusu mütareke çizgisi içinde din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirlerine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı-İslâm çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü ister bir eylem, ister bir hükümle olsun, hiçbir nedenle birbirinden ayrılamayacak bir bütündür”.

Buna göre mütareke hattı esas alındığında Musul, Kerkük ve Süleymaniye’nin ve diğer tarafta Hatay bölgesinin Anadolu’nun ayrılmaz bir parçası olduğu açıktı.

Mütareke anında Türk Ordusu’nun Gayyare’de bulunduğu gerçeği tüm kaynaklarca kabul edilmektedir. Sadece Kerkük sancağı 31 Ekim tarihi itibariyle İngiliz kuvvetlerinin eline geçmiş olarak gösteriliyorsa da Nejat Kaymaz, General Sedat Doğruer’in eserine dayanarak “Kerkük’ün de savaşın durması gereken saatten sonra İngilizler’in eline geçmiş olabileceği” ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğuna işaret etmektedir. Aslında bunun bir ihtimal olmadığını, kesin bir gerçeği ifade ettiğini Mustafa Kemal Paşa’nın tespitlerinden anlamak mümkündür. Mustafa Kemal Paşa daha Misâk-ı Mîllî ilân edilmeden önce Ankara’ya gelişinin ertesi günü Ziraat Okulu’nda yaptığı 28 Aralık 1920 tarihli konuşmasında haksız işgali dile getirerek Musul’un Mütareke anında Türk Ordusu’nun hâkimiyetinde bulunduğunu ifâde etmiş, İngiliz işgalini İstanbul’un işgalinde olduğu gibi haksız ve Mütareke hükümlerine uymayan bir teşebbüs olarak değerlendirmiştir.

Ancak İngilizler’in Musul’u işgal etmeleri askeri anlamda bir statü değişikliğinden başka bir anlam taşımayacaktı. Musul’u işgal ettiler, fakat bölgeye hâkim olamadılar. Bölgedeki aşiretleri kontrol altında tutma konusunda başarısız oldular. Kerkük ve Süleymaniye halkı İngiliz himayesine karşı direnişe geçti. Kürt, Arap veya Türkmen olsunlar, tüm Müslüman kabileler İngilizler’e vergi vermekte direnmişler, sık sık İngilizlere karşı eylemler düzenlemişlerdir. Musul halkı, Ankara’da ilk Meclis’in açılmasıyla güçlenen Millî Mücâdele hareketine de destek vermiştir. Hatta bölgede bulunan Araplar dahi İngilizler’e karşı Mustafa Kemal Paşa ile işbirliğine girmişlerdir. Tarihçi Mim Kemal Öke, İngiliz arşivlerine dayanarak Musul’daki Arap ve Kürtler’in, İngiliz himayesindeki Kral Faysal’a değil de Anadolu’daki Milli Mücadele hareketine dayanmayı tercih ettiklerini ifâde etmektedir”.

Musul halkının tüm unsurlarının (Kürt, Türkmen ve Arapların) Osmanlı’ya ve yeni kurulan Ankara hükümetine karşı gösterdikleri bu sadakat karşısında Ankara hükümeti de duyarlı davranmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Mayıs 1920 tarihinde B.M.M.’nde yaptığı konuşma, Musul konusundaki düşüncesini ve savunduğu politikayı açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-u millîmiz, İskenderun’un cenubundan (güneyinden) geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudud-u millîmiz budur dedik!”4

Mustafa Kemal Paşa ve Ankara hükümeti, Musul konusundaki bu kararlılığı Lozan Konferansı’na kadar olan süre içinde çeşitli vesilelerle gösterdi. İngilizler’in Ocak 1921′de Erbil ve Revanduz arasında bulunan ve Ankara Hükümeti’ni destekleyen “Sürücü Aşireti”ne saldırmaları üzerine Mustafa Kemal Paşa, Millî Müdâfaa Vekâleti’ne çektiği telgrafla Revanduz bölgesine asker gönderilmesini istedi”.5 Bu görev Kaymakam ve Milis Yarbay Özdemir Bey’e verildi. Özdemir Bey, kuvvetleriyle başlangıçta bölgede oldukça önemli başarılar elde etti, ancak daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Özdemir Bey’in Revanduz’da kazandığı başarı, bölgedeki halk ve aşiretler üzerindeki nüfuzu Türk Genelkurmayı’nı Musul’un kurtarılması için bâzı askerî tedbirlerin alınmasına sevk edecekti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa 7 Eylül 1922 tarihli yazıyla El-Cezire Cephesi Kumandanlığından, Musul’a taarruz için gerekli hazırlıkların yapılmasını dahi istedi.6

Görüldüğü gibi Ankara Hükümeti, daha Lozan Konferansı’nın başlamasından önce Musul’un gerekirse silah yoluyla kurtarılması için İngilizler’e karşı bir harekâtı göze almıştı. Kuşkusuz Musul halkının tamamına yakınının işgalci İngilizlere karşı Ankara Hükümeti’nin yanında yer alması, böyle bir harekatın hem nedeni hem de haklı gerekçesiydi. Ancak Türk Kuvvetleri’nden bir kısmının Batı Cephesi’ne kaydırılmak zorunda kalınması ve daha sonra Lozan Konferansı’nın başlaması, bu düşüncenin gerçekleşmesine engel oldu.

Lozan Konferansı’nda üzerinde en çetin tartışmaların yürütüldüğü konu ise “Musul Meselesi” oldu. Türkiye için hayatî bir öneme sahip olan Musul, I. Dünya Savaşı’nın galibi olarak Lozan Konferansı’na egemen olan İngiltere için de gerek zengin “petrol kaynakları” ve gerekse “Hindistan yolunun emniyeti” bakımından ele geçirilmesi zorunlu görülen stratejik ve ekonomik öneme sahip bir bölgeydi. Türkiye ise, haklı olarak, Misâk-ı Millî’nin vazgeçilmez bir parçası olan ve üzerinde yaşayan insanların da kendisiyle dil, din, kültür ve tarih bağlarıyla bağlı olduğu Musul vilayetine sahip olmak istiyordu. Lozan’a giden Türk heyetinin başında olan İsmet Paşa, gerek T.B.M.M.’de yaptığı konuşmada gerekse Sapanca’da trende iken gazetecilere verdiği demecinde Türk heyetinin amacının Misâk-ı Millîyi gerçekleştirmek olduğunu ısrarla vurgulamıştı.7

Musul meselesi, ilk olarak Lozan Konferansı’nın 23 Ocak 1923 tarihli oturumunda ele alındı. İsmet Paşa Türk tezini siyasî, tarihî, etnografik, coğrafî, ekonomik ve askerî açılardan geniş bir şekilde ve son derece tutarlı bir biçimde savundu.

İsmet Paşa’nın bu konuşması incelendiğinde Musul’un bir Türk toprağı olarak tanımlanmasındaki gerekçelerin yanı sıra İngiltere’nin ortaya koymaya çalıştığı iddiaları da çürüttüğü dikkati çekmektedir.

Türk tezinin dayandığı temel noktalardan biri etnik sebeplerdir. Musul vilâyetinde yerleşik nüfus, 503.000 kişi olarak gösterilmiş, Türk-Kürt ayrımı yapılmaksızın çoğunluğun Türk olduğu vurgulanmış ve bölgenin Anadolu’dan ayrılamayacağı belirtilmiştir. İsmet Paşa son resmî Türk istatistiklerine dayanarak Musul’u meydana getiren unsurları şu şekilde göstermiştir:8

 

Musul İstatistik

 

Bu rakamlardan anlaşılacağı gibi, Araplarla Müslüman olmayan grupların Musul vilâyeti nüfusu içinde azınlıkta, Kürtler’le Türkler’in çoğunlukta olduğunu İngiliz temsilcileri de kabul etmiştir. İsmet Paşa’nın ortaya koyduğu diğer argümanlar ise şu şekilde özetlenebilir:

  • Musul vilâyetinde oturanlar yeniden Türkiye’ye bağlanmayı ısrarla istemektedirler; çünkü, sömürgeleşmiş bir halk olmaktan çıkarak, bağımsız bir devletin yurttaşları olacaklarını bilmektedirler. (Bu, aslında Musul’un Türkiye’ye bağlanmasını gerekli kılan en önemli değerdir ve günümüz için de geliştirilecek bir “Musul stratejisi” için en önemli değer olmalıdır.)
  • Coğrafî ve siyasal bakımlardan, bu vilâyet, Anadolu’yu tamamlayan bir parçadır. Musul ancak Anadolu’ya bağlı kalmakla gerçek çıkış yerleri olan Akdeniz limanlarıyla sıkı ilişki kurabilecektir.
  • Hukukî bakımdan hâlâ Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Musul için İngiltere’nin yapacağı bütün antlaşmaların ve sözleşmelerin hukukî açıdan hiçbir değeri olamaz.
  • Anadolu’nun güney kesimlerini birleştiren yolların kavşak noktası olan Musul’un ticaret ilişkileri ve bu bölgenin güvenilirliği bakımından Türkiye’nin elinde olması zorunludur.
  • Musul vilâyeti, Türkiye’nin birçok başka parçaları gibi, savaşın durmasından sonra ve yapılmış sözleşmelere aykırı olarak Türkiye’den alınmıştır. Bu yüzden, aynı durumda kalmış öteki bölgeler gibi, Musul’un da Türkiye’ye verilmesi gerekir.

Kaynaklar:

1 “Battles: The Siege of Kut-al-Amara, 1916″;http://www.firstworldwar.com/battles/siegeofkut.htm
2 Türk İstiklâl Harbi I; Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Genel Kurmay Yay., Ankara, 1962, s. 79
3 Mim Kemal Öke; Kerkük-Musul Dosyası, İstanbul, 1991, s. 31
4 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri; Cilt I, s.74
5 Türk İstiklâl Harbi; Cilt IV, Güney Cephesi, Genel Kurmay Başkanlığı Basımevi, Ankara, 1966, s. 267
6 Türk İstiklâl Harbi; a.g.b., s. 282.; Kamuran Gürün; Savaşan Dünya ve Türkiye, Ankara, 1986, s. 390-391
7 Ali Naci Karacam; Lozan, İstanbul, 1971, s. 63
8 Seha L. Meray; Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar, Belgeler, Cilt I, İstanbul, 1993. s. 345.

Ancak Musul’u elde etmeye kararlı olan İngiliz heyeti bu gerekçelere karşı çeşitli demagojilerle direndi ve Musul meselesi konferansın ikinci celsesine bırakıldı. İkinci celse görüşmelerinde meselenin iyice çıkmaza girmesi üzerine Türk heyeti yeni bir çözüm önerdi: Plebisit, yani halkoyu. Musul’da bir oylama yapılmalı ve vilayet halkına Türkiye’ye mi yoksa İngiliz mandası altındaki Irak’a mı katılmak istedikleri sorulmalıydı. Son derece akılcı, adilane ve makul olan bu teklif Lord Curzon tarafından kabul edilmedi. Gerekçe ise oldukça şaşırtıcıydı. Curzon’a göre, bölge halkının oy verme alışkanlığı yoktu. Bu konuda tecrübe sahibi olmadıklarından plebisitin amacını anlayamayacaklarını ileri sürdü. Bu samimiyetsiz argüman, İngilizlerin koruduklarını ve haklarını savunduklarını iddia ettikleri bölge halkını küçümsediklerini, onlara kendi geleceklerini tayin etme hakkını kesinlikle tanımadıklarını gösteriyordu. İngiltere, Musul halkına, dönemin egemen ideolojisi olan Sosyal Darwinizm gözüyle bakıyor, onları sözde güdülmesi ve İngiliz çıkarları için sömürülmesi gören “ilkeller” olarak görüyordu.

Plebisit teklifi karşısında Lord Curzon’un ikinci önemli manevrası Musul meselesinin, I. Dünya Savaşı’nın ardından galip devletler tarafından kurulan Milletler Cemiyeti’ne havale edilmesi ve kararın cemiyet tarafından verilmesi teklifiydi. Bu teklif İngiltere’nin müttefikleri tarafından da desteklenmiştir. Ancak elbette ki bu istek İngiltere’nin Musul meselesini neredeyse kendine havale etmesi anlamına geliyordu. Çünkü İngiltere Milletler Cemiyeti’nin kurucusu ve en güçlü birkaç üyesinden biriydi. Bu kuruluşun İngiliz çıkarlarına aykırı bir karar vermeyeceği çok açıktı. Türkiye ise Milletler Cemiyeti’ne üye bile değildi.

Dolayısıyla Türk heyeti İngiltere’nin bu tuzak teklifini kabul etmedi. Türkiye’nin Musul’dan vazgeçmeyeceğini ifade etti. Lozan Konferansı’nın sonraki celselerinde de bir gelişme olmadı. 4 Şubat’ta yeni bir barış projesi hazırlayan İngilizler ve müttefikleri barış görüşmelerinin kesilmesi tehdidinde bulunarak bunu Türk heyetine kabul ettirmeye çalıştılar. İsmet Paşa bu teklifi kabul etmedi ancak 4 Şubat 1923 tarihinde yazılı bir teklif yaparak Musul meselesini Türkiye ile İngiltere arasında bir yıl içinde ortak bir anlaşmayla çözümlenmek üzere konferans programından çıkarılmasını istedi. Görüşmeler aynı gün sona erdi ve Türk heyeti yurda döndü.

 

Gercek Harita
“Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-u millîmiz, İskenderun’un cenubundan (güneyinden) geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ihtiva eder.
İşte hudud-u millîmiz budur dedik!”

 

Kısacası, Lozan Barış Konferansı Musul meselesini çözüme kavuşturamadan sona erdi. Mesele Lozan Antlaşması’ndan sonra Haziran 1926 tarihine kadar sürüncemede kalacaktı. Üç yıllık bir zaman dilimi içerisinde mesele önce 19 Mayıs 1924 tarihinden itibaren Haliç Konferansı’nda ele alınacak, daha sonra Milletler Cemiyeti Meclisi’nde görüşülecek ve nihayet, Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile neticelenecekti.

Bu sürede yaşanan gelişmeler ise, aslında Türk tezinin haklı olduğunu gösteriyordu. Musul halkında, Kürt, Türkmen veya Arap olsun, Türkiye’ye katılma yönündeki eğilimler ağır basmaya devam etti. Özellikle Kürtlerin Türkiye’ye ve Ankara’ya olan bağlılığı dikkat çekiciydi. Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, TBMM’de yaptığı konuşmada, bir Kürt olarak, “Bir insanı ikiye bölmek veyahut herhangi bir parçasını ayırmak mümkün değil ise, Musul’u Türkiye’den ayırmak da mümkün değildir” diyerek, bölgede Türkler ve Kürtler arasında bir ayrılığın olmadığını savunmuştu.9

Uyuşmazlığı gidermek amacıyla 19 Mayıs 1924′de İstanbul’da İngiltere’yle başlayan ikili görüşmelerde İngiltere’nin Irak lehine Hakkari üzerinde de hak iddia etmesi üzerine Konferans’tan sonuç alınamadı. Bunun üzerine İngiltere Musul meselesini 6 Ağustos’ta Milletler Cemiyeti’ne götürdü.

önceki görüşlerinde ısrar ederek Musul’da bir halk oylaması yapılmasını istediyse de İngiltere bu talebi de daha önce Lozan’da yaptığı gibi “bölgede yaşayan halkın cahil olduğu ve sınır işlerinden anlamadığı” gibi küstah bir gerekçeyle kabul etmedi.10 Milletler Cemiyeti, 30 Eylül 1924′te bir soruşturma kurulu kurulmasını kararlaştırdı. Komisyon başkanlığına da Macaristan’ın eski başbakanlarından Kont Teleki getirildi. Komisyon Irak’ta incelemede bulunarak Musul halkının görüşlerine başvuracaktı. Komisyon, çalışmalarını sürdürdüğü sırada İngilizlerin saldırgan tavırları ve kuzeye doğru yeni toprakları işgal etmesi, kanlı olayların meydana gelmesine neden oldu. Bunun üzerine Konsey, 28 Ekim 1924′te bir sınır tanımı yaparak “Brüksel Hattı” adıyla ve geçici mahiyette bir Türk-Irak sınırı tespit etti. Soruşturma Komisyonu hazırladığı raporu 16 Temmuz I925′te Cemiyet Meclisi’ne sundu. Raporda yer alan temel görüşler ana hatlarıyla şöyleydi:

Brüksel Hattı’nın coğrafî sınır olarak tespit edilmesi,

Musul vilâyetinde çoğunluğun, sayıları 500 bini bulan Kürtler’den meydana geldiği,

Kürtler’in Türk ve Arap nüfustan fazla olduğu,

1928 yılında sona erecek olan Irak’taki manda yönetiminin 25 yıl daha uzatılması,

Bölgedeki Kürtlere yönetim ve kültürel haklarının verilmesi kaydıyla Musul’un Irak yönetimine bırakılması,

Milletler Cemiyeti Meclisi’nin, bölgenin iki ülke arasında taksimine karar vermesi halinde Küçük Zap çizgisinin sınır olarak kabul edilmesi,

Milletler Cemiyeti, Irak’taki manda yönetiminin uzatılmasını ve Kürtler’e imtiyazlar tanımak suretiyle bölgenin Irak’a bırakılmasını uygun görmediği takdirde, Musul’un Türkiye’ye bırakılmasının uygun olacağı,

İngiltere’nin Hakkari üzerindeki iddia ve isteklerinin kabul edilmemesi.
Türkiye’nin bu komisyon raporuna itiraz etmesi üzerine, Konsey, 19 Eylül 1925′te La Haye Adalet Divanı’ndan görüş istedi. Divan’ın verdiği karar, Milletler Cemiyeti Meclisi’nin işini kolaylaştırır nitelikteydi. Milletler Cemiyeti Meclisi, Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, 8 Aralık 1925′te Divan’ın kararını benimsediğini açıkladı. Hemen arkasından da 16 Aralık 1925′te Soruşturma Komisyonu Raporu’nu kabul ederek, Brüksel Hattı’nın güneyindeki toprakların Irak’a bırakılmasını kabul eden kararını aldı.

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti kararına tepkisi büyük oldu. Ancak dönemin iç sorunları, Türkiye’nin henüz yeni savaştan çıkmış olması ve uluslararası alanda yalnız konumda bulunması, daha fazla direnilmesine engel oldu. Türkiye defalarca Musul konusundaki İngiliz oyunlarını kabul etmeyeceğini açıklamasına rağmen sonunda mecbur bırakılarak, Cemiyet Meclisi kararına uydu ve 5 Haziran I926′da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul’u Irak’a terketmeyi kabul etti.

Ankara Antlaşması, “sınır, iyi komşuluk ilişkileri ve genel hükümler” adı ile üç kesim ve toplam 18 maddeden meydana geliyordu. Antlaşmanın bir ve ikinci maddesi Türk-Irak sınırını tespit etmiş, 14. madde ise bölgedeki petrol gelirinin %10′unun 25 yıl süreyle Türkiye’ye bırakılmasını öngörmüştü. Ancak Türkiye daha sonra 500 bin İngiliz lirası karşılığında bu hakkından vazgeçti.
Musul’un Kaybedilişinin Bilançosu

Musul vilayeti, Türkiye’nin hakkı olmasına rağmen ondan alınmıştır. Bu vilayette yaşayan insanların da rızasına aykırı olan bu uygulamanın hiçbir siyasi, tarihsel, hukuksal haklılığı yoktur.

Bu çok açık bir gerçek olduğu için, genç Türkiye Cumhuriyeti Musul’dan vazgeçmemek için büyük çaba göstermiştir. Büyük Önder Atatürk, bu konuda son derece ısrarlı ve kararlı davranmıştır. Değişik tarihlerdeki demeçlerinde Musul’un anavatandan ayrılmaz bir Türk yurdu olduğunu defalarca vurgulamıştır.

Öyle ki Lozan Konferansı sonrasında Musul konusunun çıkmaza girmesi, Türkiye’yi, bölgeyi savaşarak kazanma düşüncesine dahi yöneltmiştir. Konferansın başarısızlığa uğraması halinde karşılaşılacak güçlükler için o zamanki adı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti olan Savunma Bakanlığı tarafından “çok gizli” kaydıyla bir harekât planı hazırlanmış, fakat uygulanmamıştır.11

Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa, Musul üzerine bir askerî harekâtı çeşitli zamanlarda müzakere etmişler, hatta Kâzım Karabekir Paşa’ya Musul’un alınması için teklifte dahi bulunmuşlardır.12 Tüm bu askeri operasyon düşünceleri, TBMM hükümetlerinin ve Mustafa Kemal Paşa’nın Misâk-ı Millînin gerçekleştirilmesi hususundaki hassasiyetinden ve özellikle de Musul’a verdikleri değerden kaynaklanmaktadır.

Musul’un kaybedilişini hazırlayan gelişmeleri özetlersek, şöyle bir tablo çıkarabiliriz:

Bu süreçte Türkiye’ye karşı oynanan ilk oyun, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Kerkük sancağının İngilizler tarafından haksız işgalidir.

 

Dicle nehri kenarına kurulmuş olan Musul'dan bir görünüş

 

İkinci oyun ise Lozan Konferansı’nda Türk heyetinin Musul’un Türkiye’ye verilmesi amacıyla sağlam temellere dayanarak savunduğu mükemmel tezine rağmen, İngiliz baskısı ile Musul meselesinin sonraya bırakılması ve Milletler Cemiyeti’ne havalesidir.

Musul meselesinde İngiltere’nin şiddetle direnmesi bölgenin petrol kaynakları açısından zengin oluşu, stratejik önemi ve İngiltere’nin imparatorluk yolları üzerinde oluşundan dolayıydı. Bölgenin sahip olduğu bu özellikler, İngiltere’nin ısrarcı, uzlaşmaz ve baskıcı tutumuna neden olmuştu. İngiltere’nin ortaya koyduğu bu tavrın bir diğer sebebi de I920′li yıllarda hâlâ Türk Milleti’nin hayat hakkını tanımak istememesiydi. Yendiklerini sandıkları Türk Milleti’nin yeniden ayağa kalkarak düşmanlarını püskürtmesi ve haklarını geri istemesi, İngiliz yönetimini hem şaşırtmış hem de öfkelendirmişti.

İngiltere’nin bu tavrı karşısında Türkiye’nin dış politika meselesindeki yalnızlığı, Musul’un kaybedilmesinde öne çıkan önemli bir nedendi. Bu yalnızlık, Milletler Cemiyeti’nde açıkça görülüyordu. Türkiye, Cemiyet’in üyesi bile değildi. İngiltere ise asli ve kurucu üyesiydi. Bu yapıdaki bir kurumdan Türkiye lehine bir kararın çıkması oldukça zordu. Bunun yanı sıra İngiltere; Irak, Milletler Cemiyeti, Soruşturma Komisyonu ve dünya kamuoyu üzerinde özellikle propaganda alanında üstün bir durumdaydı.

Tüm bu tarihçe içinde belki de en önemli olan nokta ise, Türkiye’nin tam iki kez Musul’da halk oylaması yapılmasını istemiş olmasıdır. Bu, elbette, Türkiye’nin Musul halkının kendisine olan sevgi ve bağlılığından endişe duymadığı için ileri sürülmüş bir tekliftir.

O zamanlardan günümüze miras kalacak bir politika varsa, o da bu sevgi ve bağlılığı yeniden tesis etmek, Kuzey Irak’taki insanların kalbini ve zihnini kazanarak, Türkiye’yi bölge itibar, nüfuz ve etki sahibi bir güç yapmak olmalıdır.

Kaynaklar:

9 Suphi Saatçi; Tarihî Gelişimi İçinde Irak’ta Türk Varlığı, İstanbul, 1996, s.160
10 Mehmet Gönlübol-Cem Sar; Olaylar/a Türk Dış Politikası, (1919-1973), Cilt I, 5. Baskı, A.Ü.S.B.FYay., Ankara, 1982, s.75
11 Kadir Mısıroğlu; Musul Meselesi ve Irak Türkleri, İstanbul, 1975, s. 108
12 Kâzım Karabekir; Paşaların Kavgası, İstanbul, 1991, s. 279, 283

Haberi Yayınla

Yorumlar

  1. yasin
    September 30th, 2006

    abdnin ab nin ve tayyipin ‘bop’ una karşı Türklerin ‘TOP’ u bu harita

  2. October 4th, 2006

    bu haritanın gerçekleşmesi için şimdiden hazırım ve emir bekliyorum.

  3. muhsin günveren
    October 18th, 2006

    Misak-i Milli sınırlarının nerede ise tamamını içeren
    bir harita görmek çok güzel…

  4. selcuk21
    October 19th, 2006

    doğrusuda budur kardeşim aslında yapacağımız tek şey var bütün türk devletleriyle birleşmemiz gerek bak o zaman kimse kafa tutabiliyomu gerçi simdide tutamıyo

  5. KIZIL TUĞ
    October 24th, 2006

    ah ulan ah şu bizim göt siyasetçiler şöyle biraz ibne olmaktan vazgeçebilseler şu haritanın gerçekten T.C. haritası olması işten bile değil..

  6. October 27th, 2006

    misakı milli bi hedeftir baskomutan mustafa kemalin gosterdiği bir hedef fakat bi süre vermemistir elbet bu hedef baskomutanın her hedefi gibi gercek olacaktır ve sure yaklasmıstır. misaki milli bizim zamanımızda cumhuriyetin 100. yilinde gerceklesmis olacak. cunku her sart bunu gerektırıyo. bu sartlardan en onemlısı abd ordusunun kuzey ırak topragımıza gırmesı bılınekı turk topraklarına ne zaman isgalciler girerse turk devletleri dahada guclenır.

  7. ABDULLAH ÇATLI
    October 31st, 2006

    ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN

    İNŞALLAH BU HARİTADAKİ YERLERİN HEPSİNİ ALIRIZ

  8. tufan
    November 1st, 2006

    büyük türkiye projesimi bu

  9. tufan
    November 1st, 2006

    şu haritadaki yerler bizde olsaydı amerika bize şavaş açardı ama ……. viz ne abd den korkarız ne de oruspu çocuğu apodan

  10. November 2nd, 2006

    harita için teşekkür ediyorum…

    abd neyse de (—> tüm dünyaya bulaşmış bi pislik) bir de pkk lı ipnelerle uğraşıyoz…

    Allah hakkımızda hayırlısını versin

  11. recep
    November 24th, 2006

    ne zaman isterseler tüm türkiye sawaşa hazır girelim alalım topraklarımızı buştu da ırakta pikeriz belki ne dersiniz

  12. November 25th, 2006

    bu harita dah ceyregi gerisde gelcek TURAN’I unutmayalım ve buna ant içelim Tanrı TÜRK’ü korusun ve yüceltsin

  13. hayrettin
    January 17th, 2007

    ne amerikası ne avrupası ne ermenisi ne rumu nede kansız hain aposu osmanlının şanını onun kudretini ve kanını taşıyan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ni bölmeyi ve hatta yok saymayı sedece hayal ederler. nerde o yürek bu cihanda bu ülkeyi bölmek. ASLA !!!!!!!!

  14. manas
    January 18th, 2007

    Arkadaşlar bole yorum yazmakla olmuo be bu işler…
    Meydanlarda görelim sizi, sesinizi duyuruverin herkese sadece bu siteyi ziyaret eden küçücük bi azınlığa deil, tüm türkiyeye haykırabiliyorsanız, haykırında görelim…

  15. gökberk
    January 21st, 2007

    TÜRKÜN ŞANLI BAYRAĞINI ERİVANA ASACAĞIZ…

  16. halil öztürk
    January 22nd, 2007

    her türk asker doğar, yaşar ve ölür vatan yoprakları
    ı için ölmeye her zaman hazırız.

  17. başbuğ torunu
    January 23rd, 2007

    atalarımız bizim için,bu harita uğruna canlarını kanlarının son damlasına kadar savaşarak vermişlerse eğer;bizde damarlarımızda o kutsal türk ırkının kanlarını taşıyorsak;bize de düşen son nefesimize kadar bu kutlu ülküyü yerine getirmek olmalıdır.bize ait topraklara şanlı ay yıldızlı bayrağımızı dikmeliyiz.bu dava için bir canımız var verecek,o da feda olsun sınırları kanla çizilmiş vatanıma…herkesten bu dava için biraz daha duyarlı olmasını istiyorum.ne mutlu türküm diyene..

  18. Anti-Helenist
    January 30th, 2007

    Valla benim en cok hosuma giden yunan topraklarini almamiz olmus.Arkadaslar bu harita hayal degil.Kurtulus savasimiz da bircok insana gore hayaldi ama sonuc… Bunu basaririz gerek ab ye gerek abd ye gerekse 10 milyon apoya.Cunku biz TURKUZ. Biz basaririz. Basaramayiz diyenelere de sunu oneririm acsinlar tarih kitabini(yoksa ansiklopedi mi demeliyim) bastan sona soyle bi okusunlar da anlasinlar. “Ne mutlu TURKUM diyene”

  19. anladın sen onu.
    February 4th, 2007

    vatan toprağı kutsaldır.kaderine terkedilemez…

  20. cshell
    February 14th, 2007

    Bizim Allah (c.c) Korkumuz var..Ya Onların?

  21. Son Osmanlı
    February 19th, 2007

    Şu cihanda hiç bir devlet hiç bir millet Türk devletini yani Türkiye Cumhuriyetini yıkamaz Türk milleti hiçbir zaman hiçbir ecnebi milletine boyun eğmemiştir bundan sonrada eğmeyecektir zaten yabancı devletlerde bunu savaşarak yapamayacaklarını anladıkları için siyasi anlamda bize hükmetmeye çalışıyor ve bunuda çok güzel başarıyorlar bu bizi yönetenlerde onlara boyun eğdiği müddetçe bırakın haritadaki yerleri geri kazanmayı biz elimizdeki toprakları bile kaybederiz bence kuva-i milliye ruhunun yeniden doğması ve Türk milletinin daldığı bu derin uykudan uyanması gerekiyor…Türklük bedenimiz İslamiyet ruhumuzdur…

  22. Anti-Helenist
    February 20th, 2007

    Benim yorumummu neden sildiniz ben kürtleri aşağılayacak hiçbir şey söylemedim yorumumun sitenizde
    tekrar yayımlanmasını arz ederim.Yorumumu tekrar yazıyorum.Bu harita elbette birgün gerçekleşecek bunu herkes iyi biliyor.İnkar edenleri amerikan misyoneri ilan ediyorum.Çünkü, KURTULUŞ SAVAŞIMIZA inanmayanlar da,halkı inandırmaktan caydırmak isteyenler de amerikan misyonerleriydi.Biz bu haritayı Kürdüyle,Lazıyla,Çerkeziyle; ab ve abd ye rağmen gerçekleştireceğiz.Bunu o künk kafalarına SOKSUNLAR.Herkese BÜYÜK TÜRK CUMHURİYETİ’ne inanmasını söylüyorum ve bundan sonraki adımı direkt sizlere bildiriyorum: “TURANCILIK”…………

  23. turancı irfan
    March 1st, 2007

    bu sınırları bulmak gerek buralardaki türkler zorunlu bir şekilde göç ettirilip türk bölgesi olmaktan çıkıyor biz burda rahat rahat uyuyoruz bu ne türklüğe yakışır ne müslümanlığa…başbakanımızda miliyetci gibi konuşacana milliyetciliğini görelim

  24. turancı irfan
    March 1st, 2007

    bu avrupa bize ermeni soykırımı dicene kendilerinin cezayide ruandada tunusta ve ismini sayamadığım birçokyerde yaptığı ve şimdide ırakta yaptıklarına baksınlar ama etme bulma dünyası bu filistinlilerde araplarda 1.dünya savaşında bize yaptıklarını çekiyorlar

  25. VatanseverFaşist
    March 2nd, 2007

    HACI BEKTAŞ YUNUS EMRE Bİ ANIT
    MEVLANADIR DOSTLUĞUMUZA KANIT
    TOPRAĞIMA GÖZ KOYANLARA YANIT
    BU VATAN BİZİMDİR BİZİM KALACAK

  26. emrah
    March 4th, 2007

    balkanları dedelerimin doğduğu yerleri vatan toprağına katılmış görmeyi çok isitiyorum

  27. yusuf
    March 6th, 2007

    Her hesabın bir tersi,Her zulmun süresi var.Bir tilki hükmü varsa, birde TÜRK töresi var ! Allah türkü korusun ve yüceltsin.

  28. Cinar
    March 6th, 2007

    Onu bunu bilmem. Teknolojiyi kullan. Bilimi kullan. Akli kullan. Ticareti kullan. Bu yollarla ekonomik dev güç ol. Bunu askeri güce de yansit. Ondan sonra her istedigin olur. Kimse de sesini çikaramaz! Biz dünya siyasi çevresinde yalnizdik. Artik Türk uluslari var. Onlarla her türlü isbirligi içinde olmaliyiz…

    Ne yazik ki bizim yöneticilerimiz dev güç olmanin yolunu bilim ve teknolojide degil, üretim ve çalismakta degil, AB ve ABD’ye yalakalikta görüyorlar! Yaziklar olsun…

  29. EMİN
    March 12th, 2007

    siz istersinizde biz eklemezmiyiz:d

  30. March 18th, 2007

    arkadaşım harita süper olmuş gönlümden geceni adeta okumuşunuz ellerinize salık bu da diger harilara kapak olsun :)

  31. bozkurt44
    March 27th, 2007

    HEDEF BÜYÜK TÜRKİYE! HEDEF TURAN! HEDEF TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ! BU ÜLKÜLERİMİZİN GERÇEKLEŞMESİ İÇTEN BİLE DEĞİL. TA Kİ BU ÜLKENİN BAŞINA BASİRETLİ, İBNE OLMAYAN,
    TÜRK OLAN BİRİ GEÇTİĞİ ZAMAN.
    YÜKSEL TÜRK! SENİN İÇİN YÜKSELMENİN HUDUDU YOKTUR..

  32. ALPERENOCAKLARI
    March 29th, 2007

    BU VATANA CANIM FEDA

  33. enzo_lorenzo
    April 2nd, 2007

    GÖREVE HER ZAMAN HAZIRIM. TOPRAKLARIMIZ İÇİN CANIM FEDA BU VATANA.

  34. tugay torun
    April 7th, 2007

    işte suanda sahip olmadıgımız ama gerçekte bizim olan yerler!!hepsi avrupanın binbir ipneliğiyle alınmış elimizden!!gün geliyor nasıl olsa bizde dedelerimize layık bir torun olacaz yakındır!!! TÜRKLÜĞÜN TUGAYI,asil bir neslin TORUNUYUM!

  35. alper kı...
    April 26th, 2007

    Benım amacım artık bırakalımda su gecım mucadelesını artık bu guzel memleketımızın meydanlarını dolduran abdullah öcalan posteri acan , dagda abılerımızın kardeslerımızın ve arkadaslarımızın canına kıyan piçlere bı ders vermek ıcın ıcın toplanlım evet artık kuvayı milliyeyi yenıden canlandıralım……

  36. celalettin
    April 30th, 2007

    47 yaşındayım yıllardır bu haritayı merak ettim her önüne gelen bir harita çiziyor yok ermeni kürdistan suriye israil yunanistan gibi devletler her koşulda bu haritaları gözümüze sokarlar bizde misaki milli sınırlarımız olarak bu haritayı kullanalım hatta yetmez uluslar arası platformlarda kullanalım hiç bir fırsatı kaçırmayalım okullarda ders olarak verelim bölünme korkusunu atıp büyüme hesapları yapalım biz yapamazsak torunlarımıza vasiyet bırakalım

    canlan eyyyyyy türk milletiiiii

  37. emre
    May 4th, 2007

    ülke olarak yalnız dogduk ulke olarak yıllarca yalnız yasdık.ne cıkarlar ıcın ulkemızın bır karıs topragını sattık ne topragımızda bayrak sallandırdık.turk mılletı olarak dıger hıcbır ulkede olmayan manevı bır ınancımız var.cunku sehıt olan tum kardeslerımız davulla zurnayla gıttı olume.bızım kanımızı nerden aldıgımız bellı kanı bellı olmayan ınsan toplulukları buulkeyı parcalayamazssınız

  38. dursun ekrem er
    May 13th, 2007

    teşekkür ederim çalışma için… umarım basiretli bir lider gelirde başa bu harita için gereken herşeyi yapar… ben artık toprak bütünlüğünü korumak için şehit düşen asker değil osmanlının zamanında hükmettiği topraklara hakim olurken şehit düşen askerlerden olmak istiyorum… T.T.K

  39. astsb
    June 1st, 2007

    ülkemizdeki siyasi istikrarsızlığın ve basiretsizliğin çözümü yapılır ise Türk evladının gücü cihana yeter.bunu bütün dünya biliyor aslında.ancak sosyal ekonomik açıdan damarımıza basarak bu ülkeyi parçalama hayallerine kapılmış kuş beyinliler bilsin ki Türk’ün azmi ve gücü hiç bir millete hasıl değildir.yeter ki kararlı olunsun bilgili olunsun.biz Osmanlıların torunuyuz!

  40. June 23rd, 2007

    TÜRK’E KEFEN BİÇENİN SON KORKUNÇ OLUR…

    ATALARIMIZ DEMİŞKİ TÜRK ÇADIRDA DOĞAR,AT ÜSTÜNDE BÜYÜR SAVAŞA ÖLÜR

  41. alexander
    July 5th, 2007

    bu haritanınn olması için gerçek türk ewlatları hzırdırrr

  42. Aphrasijab
    July 9th, 2007

    oncelikle sunu belirteyim:

    bu harita bizim yasam alanimizdir…

    ve bizim yasam alanimiza tecavuz edenler mutlaka cezasini bulmalidir…

    su an talabani ve tayyip elele vermis durumda ve bu bizim yasam alanimiz olan bu topraklari amerikaya peskes cekmekle mesgul…

    talabani kuzey irakta amerikanin kuklaligini yapiyor, turkiyede ise tayyip ayni boku yiyor…

    aslinda amerika oyunun kurallarini cok iyi biliyor…

    hangi oyunun mu? tabii ki emperyalizm oyununun!

    once irak gibi karisik irklarin oldugu bi toprak hedeflersin; sonra oradaki halklari teker teker analiz edersin, orada yasayan halklardan en cok hangisinin isine yarayacagini hesaplarsin –ki bu durumda kurtler oluyor– daha sonra da isine yarayacak halk sen o ulkeyi isgal ettigin zaman sana zaten yardim edecektir…

    niye mi? cunku sen onlara ozgurluk ve yeni bir devlet olacaklarini vaat edersin, boylece kurtlerin amerikaya sempatisi olur…

    talabani denilen amerikan usagi da bu esnada kurtlerin onderi vazifesini basariyla yerine getirmektedir…

    kurtlerin sempatisini kazanan amerika bu esnada sinsi sinsi gulumser cunku plani mukemmel sekilde isler…

    amerika bu isgal esnasinda aslinda bir tasla bayagi bir kus indirir…

    yani hem irak petrollerini ele gecirir, hem irak devletini yokeder boylece saddamdan kurtulur, hem ileride isgal etmeyi planladigi iran gibi ulkeler icin bir kapi acmis olur, hem turkiyenin gelismesini ve buyumesini engellemek icin kurtlere devlet kurdurup bu vasitayla turklere musallat eder, ve en onemlisi de kurdugu buyuk amerikan imparatorlugunun temellerini biraz daha guclendirir…

    picler isini iyi biliyor…

    peki bu durumda ne yapmaliyiz?

    bence derhal iran, venezuela, kuzey kore gibi ulkelerle antlasma yapmali ve amerika denilen canavarin daha fazla guclenmesini onlemeliyiz…

    artik taraf secme vakti geldi:

    ya amerikaya gotumuzu teslim etmeye devam edecegiz su anki gibi;

    ya da artik domalmaktan vazgecip adam gibi ataturkun ogretilerine yani akla ve ilme uygun olarak davranip parazitleri vatan topragindan birer birer uzaklastiracagiz…

    tabii bu durumda amerika cok sinirlenecek ve bizi defalarca olumle tehdit edecek…

    ama biz zaten bu ise hayatimizi koymadik mi? ha bugun ha yarin olmusuz farketmez!!!

    turk kardeslerim, yoldaslarim!

    sizi amerikayla yani tehlikenin anasiyla savasmaya davet ediyorum!

    ancak amerikanin yokedilmesiyle yeniden yeni ve ustun bir insanlik kurulabilir…

    ve ancak ustun insanlar gelecegi gorebilir…

    gelecegi gorenlerdenseniz bi dusunun…

    saflarimizi guclendirmenin serefine!!!

    ustun insanlarin ve gelecegin serefine!!!

    yeniden kuracagimiz ustun duzenin serefine!!!

    selam “Khan Aphrasijab”; senin kanin damarlarimizla dolastikca sana layik olmaya devam edecegiz…

    binlerce yil onceki turan kralliginin serefine!!!

  43. haylazturk
    July 12th, 2007

    harita gerçekten süper olmus ama bize bu kadar yetmez biz dünyaya hakım olmus bir nesılden gelıoruz ayrıca ne abd olcak ibnelere nede yavsak apo ya bu vatanı kaptırmayız zaten öle b şey yapmaya dünyada kimsenin gücü yetemez yetemez…

    BİRGÜN GELECEK TÜM DÜNYA YİNE TÜRK’E BOYUN EYECEK!!!

  44. vatansever genç
    July 29th, 2007

    uyan türk milleti uyan!savaşmaya savaşmaya ceddimiz kurudu.avrupada viyana önlerinde zaferden zafere koşan çanakkale kahramanı türkle aynı türk değiliz artık.başımızdaki orospu cocukları yuzunden bırakın mısakı mıllıyı ıraga bıle gıremıyoruz.yunanıstan ucaklarımızı tehdıt edıyor barzanı sıkıysa ıraga gır dıyor kürtler daga cıkmıs eskıya olmus kabadayılık taslıyor soruyorum zaman osmanlı zamanı olsaydı boylemı olurdu?başımızdakilerin duyarsız ve onursuz oluşu bize savaşcılıgımızı unutturdu bu ve benzer ıktıdarla mısakı mıllı bır hayalden ıbarettır

  45. August 20th, 2007

    pkk it soyu.türkiye türklerindir.-bu vatanın ekmeğini yiyipde ihanet eden bu milletden kurşunu yiyecektir.pkk boşşşşşşşşş hepsi asalak.bu ülkeyi ilerletmek istiyorsan atatürkün yolunda gideceksinki şanın yürüsün.alevi sunni dediler ayırdılar.solcu sağcı dedi ayırdılar şimdi ise türk-kürt diyorlar.işte biz bunları aşmalıyız.aynı bayrağın altında bunlar laf boş laf.gelin bir olalım ne pkk ne de hiç bir ülke kafa tutmasın.alevide sunnide sağda solda türkde kürtde bir olsun.——-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK—–TÜRKİYE——-NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE——————-MERT CAN TEMUR

  46. İhsan GÜRER
    August 24th, 2007

    Emir verilsin canım feda olsun.. Bu haritanın gerçekleşmesi için elimden gelen neyse herşeye rağmen tayyibe de karşı hazırım

  47. ALPER YOLCU
    October 17th, 2007

    Bugün 17 Ekim 2007 Çarşamba
    hayatımızın en güzel günlerinden biridir ki anlatamam.
    Haydi Türkiye lazı kürdü çekezi el ele verelim.

    işte hesap günü geldi… GÜÇLÜ BİR SİYSET İZLEDİĞİMİZ BUGÜNLERDE BİZ DE DESTEK VERELİM.
    HABER TÜRKÜN YAYINLADIĞI BAĞIŞ KAMPAYASINA SİZDE
    BİR PARÇA KATILIN…
    1 TÜRK 1 DÜNYAYA BEDELDİR.
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…..A.YOLCU

  48. Mehmet Sulayıcı
    October 18th, 2007

    MUSUL, KERKÜK, TELAFER BİZİMDİR. 1923′te Cumhuriyet ilân edildiğinde Telafer, Musul ve Kerkük vilayetleri ; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vilayetleriydi. Şeyh Sait isyanını bahane ederek o bölgeye asker gönderen İngilizler tarafından 1926′da Türkiye topraklarından kopartılan Telafer, Musul ve Kerkük vilayetlerimiz tıpkı Hatay vilayetimiz gibi bir gün gelecek ; Anadolu’ya ilhak olacaktır. Saygılarımla, MEHMET SULAYICI

  49. şenol ünal
    November 5th, 2007

    buyuk turk ulusun dikkatineee…..içinde bulundugumuz şartlar şu an itibari ile milli mucadele donemını bile aratır vazıyyettedır.koşullar malumunuzdür.ancak bu emparyalist türk cografyası düşkunu duşmalar şunu unutmamalıdırkii bu mıllet koşullar ve olanaklar her ne olursa olsun bagımlılıgı ve somurmeyı kabbullenmıycektır.muhtac oldugu tek şey vardır bu mılletın oda damarlarındaki asıl kandırr…yanı 75 milyonun tek tek kanı akmadan bu sapık planlarınızı gerçekleştiremıyceksınınz..turk ulusu uyuma uyan ve tahlıkenın farkına varr???

  50. arif
    November 20th, 2007

    ulusumuzun islama bağlılığı,vatan millet sevgisi ,şehitlik mertebesi inancı var olduğu sürece hic bir güc bu ulusu yok edemez
    TANRI TÜRKÜ BU GAFLET UYKUSUNDAN UYANDIRSIN VE KORUSUN

  51. gaddartürk
    December 3rd, 2007

    Türk’ün intikamı korkunç olur.Bunu yakında bütün dünya görecek…

  52. December 18th, 2007

    En BÜYÜK TÜRKIYEM

  53. İSMET
    February 3rd, 2008

    vatan topraklarının geri alınması için
    ÖLMEK İSTİYORUM ARZ EDERİM

  54. Semih
    February 21st, 2008

    VATAN SANA CANIM FEDA
    ALLAH MÜSLÜMAN TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN

  55. ibrahim
    February 22nd, 2008

    ne mutlu turk um dıyene!!!!

  56. Erman
    February 23rd, 2008

    Ülkenin öz kaynaklarını kendi siyasi iktidarını düzgün göstermek için yabancılara satan başımızdakilere değil ülkenin madenlerini nehirlerini arazilerini üretim için, gelişme için halka iş imkanı sağlamak için, yabancı ülkelere ÜRETTİĞİMİZ şeyleri satabilmek için kullanan yönetimlere ihtiyacımız vardır. Kenar mahallelere sadaka dağıtarak oy satın alan değil, fabrikalar kurarak yoksul insanlarımıza iş imkanı sağlayacak yönetimler lazımdır. Dış borç yaparak kendi efradına ihale peşkeş çeken değil parayı bilim ve sanat merkezlerine harcayacak yönetimler lazımdır. Kanımızla paha biçtiğimiz vatan toprağını layıkıyla değerlendirecek yönetimler lazımdır…

  57. HARUN (T.C)
    May 1st, 2008

    Türk ün anlamı çok ama çok büyüktür. Her ne konumda olursak olalım ama herzaman iyi konumda dayanışma ve birbirimizi tutucak konumda olalım. Bu devlet, bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. Türk Devleti hariç Hiçbir devletin ve milletin içeriğinde vatan aşkı ve vatan uğruna canını hiç düşünmeden vericek delikanlı yoktur. Sadece Türk ulusu Türk milleti vardır. Ben bunu bilirim bunu söylerim. Yazarken bile çoşkuyla yazıyorum . Bu vatan için gerekli olan ve üzerimize ne düşüyorsa hiç çekinmeden yapalım . Saygılarım ve sağlıcakla kalın ey Türk kardeşlerim..

  58. HARUN (T.C)
    May 1st, 2008

    Özür dilerim. Saygılarla ve sağlıcakla kalın Eyy!!! Ben Türküm diyen kardeşlerim ..

  59. bu harita için canımı vermek istiyorum
    May 20th, 2008

    şanlı tarihimiz olan osmanlıyı yok sayan bazı ibneler bu haritadaan haberdarmı acaba

    ben bu harita için canımı veririm.atlarımıızın

    topraklarını tekrar almak en büyük isteğim

Yorum Bırak

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture.
Anti-spam image

KAC KISI OLDUGUNUZU GOSTERIN
ISTILA - KITAP
KURTLESEN TURKLER - KITAP
KURTLESEN TURKLER - KITAP