Kürt projesinde tabakhaneye yetiştirilme gibi bir durum var!

Çok acele ediliyor.

Başbakan ne demişti? “Fazla süre yok. Yıl sonunu filan bulamayız. O kadar rahat değiliz. O kadar sürmez. Çok geç olur…”

Neden “çok geç” oluyor ve neden “o kadar rahat değiller” acaba? Verilmiş sözler var galiba!

Ayrıca da çok kararlılar.

Ziya Paşa, Üniversitelerin başka sorunları, ihtiyaçları yokmuş gibi, sinyali alınca işi gücü bırakıyor Kürtçülüğe kilitleniyor.

Ziya Paşa, Üniversitelerin başka sorunları, ihtiyaçları yokmuş gibi, sinyali alınca işi gücü bırakıyor Kürtçülüğe kilitleniyor.

Yine Başbakan başka bir beyanatında nasıl bir ifade kullanmıştı? “Bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz, atacağız…”

Hele, Eruh ve Çukurca’da verilen 8 şehitten sonra sıcağı sıcağına yaptığı açıklamada dile getirdiği; “…milli birlik projemizi(!), demokratikleşme sürecimizi aynı kararlılıkla devam ettireceğiz… Bu işi parlamentomuza da bir kapalı oturumla getireceğiz… Milletvekilleriyle bunları görüştükten sonra artık belirleyeceğimiz ekiplerimizle beraber inşallah tüm Türkiye genelinde bu süreci hızlandıracağız, bu süreci işletmeye başlayacağız…” şekildeki görüşleri, kararlılıklarının ve aceleciliklerinin en güzel göstergesiydi.

Türk ulusu fidan gibi 8 evlâdını şehit vermiş onlara ağlarken; Başbakan o acılı ortamda ve ısrarla Kürt açılımını gündeme getirerek bunu en âcil olarak nasıl hayata geçireceklerinin ve bu yola nasıl baş koyduklarının propagandasını yapıyor.

Arkanızdan atlı mı kovalıyor be kardeşim? Bu acelecilik niye?..

Birileri bastırıyor demek ki!

Peki o birileri kim? Tabii ki, vahşi sömürgeci ABD!…

Çünkü, Irak’tan çekilme ve Kuzey Irak’a konuşlanma zamanı yaklaşıyor. Bu çerçevede Büyük Ortadoğu Projesinin gerçekleşme takvimine göre bir an önce PKK’nın siyasallaşması ve Büyük Kürdistan’ın oluşumunun Türkiye bölümünde, Türkiye’deki Kürt kökenlilerin “uluslaşma” sürecinin resmî olarak başlatılması gerekiyor. Ayrıca, bu takvime muhakkak uyulması da bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bağlamda zaman daralıyor ve verilen sözlerin yerine getirilmesi bir zaruret şeklini alıyor.

Yusuf Ziya Özcan’ın misyonu

Hâliyle de bu süreçte, üniversitelerde oluşturulması planlanan Kürdoloji Enstitülerinin bir an önce kurulması âciliyet kazanıyor.

Türkiye’de Kürdoloji Enstitülerinin oluşturulması bütünüyle siyasî bir olaydır ve büyük bir planın parçasıdır. Bu planda da herkesin bildiği gibi, BOP çerçevesinde Kuzey Irak ile entegrasyon amacıyla Türkiye’de “protez” bir “Kürt Ulusu”nun(!) yaratılarak Büyük Kürdistan’ın Türkiye ayağının hâl yoluna sokulması amaçlanmaktadır.

Peki bu Türkiye’yi parçalama planının çok önemli bir aşaması olan “Kürt Ulusu” oluşturma projesinde kritik bir yol dönemeci olan Kürdoloji Enstitülerinin hayata geçirilmesi görevini kim üstlenmiştir? YÖK Başkanı!… Yani, Yılmaz Özdil’in deyimiyle “İmam bayıldı” Yusuf Ziya Özcan! İnanılmaz derecede “Kraldan çok kralcı” olan tam bir misyon adamı! Kendisi bakın ne diyor; “… TRT Şeş açıldıktan bir müddet sonra İstanbul Üniversitesi’nde Kürt Dili ve Edebiyatı Araştırma Merkezi için izin vermiştik. Bu faaliyetler devam ediyordu. Bunun üzerine hükümetimizin demokratik açılım süreci başlatıldı. Biz ‘o sürece nasıl katkıda bulunabiliriz, üniversitelerimiz bu süreç için ne yapabilir’ konusunda daha geniş bir çevreden görüş almaya karar verdik…” Ziya Paşa, Üniversitelerin başka sorunları, ihtiyaçları yokmuş gibi, sinyali alınca işi gücü bırakıyor Kürtçülüğe kilitleniyor. Yandaşlarıyla birlikte YÖK’ü ve üniversiteleri var oluş amaçlarından uzaklaştırarak siyasi, bölücü ve Kürtçü bir projenin hizmetkârları hâline getiriyor. Bir misyoner olarak o mevkiye getirilmesinin diyetini ödüyor.

En kritik adım TRT-6’nın açılması

Dikkat edilirse, yukarıdaki açıklamada Kürdoloji Enstitülerinin startının Şeş-Beş kanalının açılması ile verildiği görülüyor. Şeş-Beş kanalının açılmasının gelecekteki birçok adımın başlangıcı olacağı tâ başından belliydi. Bu ilk adım, büyük senaryonun hayata geçirilmesinin en kritik açılımlarından biriydi. Nitekim onun hemen arkasından; Kürdoloji Enstitülerinin oluşturulması, Kürtçe özel televizyon ve radyoların kurulması, devlet dairelerinde Kürtçe serbestiyeti, Kürtçe eğitim gibi talepler gündeme taşındı. Bunlardan Kürdoloji Enstitüleri, kurulma aşamasına gelirken, 24 saat yayın yapacak Kürtçe özel televizyon ve radyoların devreye sokulmasının da eli kulağında olduğu görülüyor. 24 saat yayın müjdesini sanki matah bir iş becermişler gibi AKP’li Bülent Arınç vermiş ve “TRT 24 saat Kürtçe yayın yapabiliyorsa özel televizyonlara da bu hak verilmelidir” diyerek Şeş-Beş kanalının açılmasının nasıl bir milât oluşturduğunu bir kere daha gözler önüne sermişti. Görüldüğü üzere AKP, misyonu gereği Kürt dilinin yaygınlaşmasını ve o yörede konuşulan birinci dil olmasını sağlayacak kültür ortamının oluşmasını aşama aşama ve sırasına göre uygulamaya sokuyor. Başbakanın da ifade ettiği gibi bu konuda kararlılıkla yürüyorlar. Bu projeyi bütün boyutlarıyla yerleştirdikleri an, zaten “Kürt Ulusu”nu yaratma konusundaki en önemli öğeyi kotarmış olacaklar.

Özel Kürtçe kanallar Kürtçe reklamlarla finanse edilecek

Yine bir gazetede AKP’nin Kürt açılımıyla ilgili yol haritası şu şekildeki bir haber olarak kamuoyuna duyurulmuştu: “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Ekim ayında Meclis’te açıklamaya hazırlandığı Kürt açılımına ilişkin ‘Anayasasız yol haritası’nın ayrıntıları netleşiyor. Kürtçe yayın yapacak özel TV ve radyolara can simidi olması için Kürtçe reklam formülü üzerinde duruluyor. Bu konudaki ilk adımın TRT Şeş’te atılabileceği düşünülüyor. Açılım konusunda planlanan diğer değişiklikler de özetle şöyle: Yönetmelik değişikliğiyle, ‘Kürtçe kurs açan başka bir kurs açamaz’ yasağı kaldırılacak. Böylece bu dershanelerin hayatta kalabilmesi sağlanacak. Köy ve beldelere eski isimlerinin verilmesiyle ilgili İçişleri Bakanlığı’na ait onay yetkisinin valiliklere kaydırılması seçeneği üzerinde de duruluyor. Seçim yasalarındaki bir değişiklikle de Kürtçe seçim propagandasının önünün açılması düşünülüyor. Böylece Kürtçe afiş ve pankarta da olanak sağlanacak…” Bu haberin başlığı da “Kürtçe reklâm kritik eşiğimiz” şeklindeydi.

Bakın! Kürtçe reklâmı hem özel Kürtçe kanallara kaynak oluşturmak hem de Kürtçe kültür ortamına materyal sunmak için kullanacaklar. Nitekim anında Deng Adaptation adı altında Kürtçe hizmet veren bir reklam ajansı kuruluyor. THY, reklam için bu kuruluşla bağlantıya giriyor. Mass reklam ajansının sahibi, markaların reklâmlarını önce Kürtçeye çevireceklerini ancak daha sonra özgün reklâmlara geçileceğini belirtiyor. Molaverrahatla pazarlama blogunun yazarı Arzu Cihangir; “Reklâm sektöründe Kürt geleneklerini, göreneklerini, Kürt tipolojisini bilen pazarlamacılara ihtiyaç duyulabilir…” diyerek, Kürtçeyi bilen insanları istihdam etmeye başlayacağını ifade ediyor. Saçsız başlı İsmet’in gazetesi Radikal, anında Şeş-Beş’te yayınlanmak üzere Kürtçe reklâmını hazırlatıp bekleyişe geçiyor. Kısacası sadece Güneydoğu bölgesine ait ve orada yalnızca Kürtçenin pekişmesine olanak sağlayacak çok önemli ekonomik ve kültürel bir sektörün oluşturulması çalışmalarına başlanıyor.

Yine, yukarıdaki yol haritasına göre, Kürtçe kursların diğer dershanelere eklemlenmesi sağlanarak finansman sorununun çözümlenmesi de gerçekleştirilecekmiş. Böylelikle, kapanmalarının önüne geçilmesi sağlanacakmış. Daha sonra muhakkak bu dershanelerde üniversitelerdeki Kürdoloji enstitülerinden mezun olmuş eğitmenleri kullanacaklardır. Görüldüğü gibi, bir taraftan bunların finansman sorununu hâllederek kapanmalarını önlerken diğer taraftan eğitmen ihtiyacını karşılayacak önlemleri de alıyorlar.

Türkçenin konuşulmadığı farklı bir bölge yaratmak

Kusursuz bir toplum mühendisliği çerçevesinde en ince ayrıntıları dahi düşünmüşler. Böylelikle, sadece özel televizyon ve radyo ile dershane boyutunda kalmayıp örneğin, siyasi parti propagandalarının Kürtçe yapılmasını, afiş ve pankartlarda Kürtçenin kullanılmasını, cezaevlerindeki görüşlerin Kürtçe gerçekleştirilmesini, devlet dairelerinde Kürtçe konuşulmasını, bu olmasa bile devlet dairelerinde Kürtçe bilen çevirmen bulunmasını, Kürtçe bilen imam ve polisin kullanılmasını ya da gazetelere yeni yansıyan Kürt açılımının detaylarına göre, karayollarına Kürtçe levhaların konulmasını olanaklı kılarak toplumsal yaşamın her alanında Kürtçenin egemenliğini oluşturmak istiyorlar.

Nitekim, Batman’ın işgüzar valisi Batman’da vatandaşların çoğunun Kürtçe konuştuğunu ileri sürerek 155 ihbar hattına Kürtçe ihbarda bulunanların kendileriyle Kürtçe konuşacak bir memurla muhatap olacaklarını ifade ediyor. Diyarbakır’da Kürtçe menülü telefonlar piyasaya sürülüyor. Böylelikle Kürtçenin egemen olduğu bir kültür ortamıyla beraber Türkçenin konuşulmadığı ya da unutturulduğu, sadece Kürtçenin dil olarak kullanıldığı farklı bir bölge yaratmak hedefleniyor. İşte o bölgedeki, bu dil standardizasyonu, Kürt milli bilincinin temel taşı olacak ve sözde Kürt Ulusu yaratma projesinin de motor gücünü oluşturacaktır. Bunun arkası ise, Güneydoğu’nun Büyük Kürdistan oluşumuna hediye edilmesi durumudur. O yüzden de, Ahmet Kürt (Türk olamaz çünkü) başkanlığındaki DTP’li Kürt milliyetçisi bir heyet Barzani’ye giderek Kürt açılımı hakkında zat-ı âlilerini bilgilendiriyor. Büyük Kürdistan’ın iki yakası, paslaşmalarını hiç saklama gereği dahi duymadan gözler önünde sergilemekten çekinmiyorlar. Ayrıca, Kürt açılımının Büyük Kürdistan’ın kurulmasına hizmet ettiği bu tablo ile bir kere daha kanıtlanmış oluyor. Ve bu durumdan AKP en ufak bir rahatsızlık duymuyor. Herhâlde, dünya üzerinde, kendi ülkesini parçalama konusunda bu kadar istekli ve kararlı olan başka bir hükümet daha göstermek mümkün değildir.

YÖK ve Kürdoloji Enstitüleri

Bu Kürdoloji Enstitüleri olayı üzerinde biraz daha durmak gerekiyor.

Bu siyasi bir karar olduğu için daha baştan itibaren bu işte çuvallamaya başladılar. Çünkü Yusuf Ziya Paşa, misyonunu yerine getirmek ve iktidarı memnun etmek adına A’dan Z’ye anti-bilimsel davranarak hiçbir fizibilite çalışması yapmadan bodoslama dalışa geçti de ondan…

YÖK, başlangıçta Lisans programı açmaya karar vermişti. Fakat sonra bundan vazgeçerek Yüksek Lisans ve doktora programına döndü. Bu olayın hikayesi ise şöyle! Önce, Mardin Artuk Üniversitesi Rektörü hazırlanan senaryo gereği Yusuf Ziya’dan Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü kurulmasını talep ediyor. Sonra ise, Yusuf Ziya televizyonlara da yansıyan havalarıyla “biz size daha yükseğini vereceğiz” diyerek orada enstitü açılmasını hedeflediklerinin işaretini veriyor. Bu enstitüde, “yaşayan diller” adı altında Farsça, Arapça, Süryanice, Kürtçe okutulacakmış. Peki neden, “Kürt Dili ve Edebiyatı”ndan “yaşayan diller”e geçildi? Çünkü, Kürtçenin karma bir dil olduğunu biliyorlar. O enstitüde okutulan diğer dillerden de yararlanarak Kürtçe bölümünü işler hale getirmeyi düşünüyorlar. Nitekim YÖK Başkanı, 27 üniversiteden gelen yetkililerle yaptıkları toplantıdan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlarken; “Öğretim elemanı sıkıntımız yok. Fars dili, Arap dili gibi dallardaki öğretim üyelerinden Kürtçe bilen elamanlardan bu bölümlere öğretim üyesi transferi yapılabilir.” demişti. Burada açık bir ifşaat var. Bu açıklamada Kürtçenin Farsça, Arapça ağırlıklı bir dil olduğu net bir şekilde ortaya konuluyor. O yüzden de Farsça, Arapça bilen öğretim üyeleri aynı zamanda Kürtçe de konuşabiliyor. Yine TRT’deki Şeş-Beş kanalıyla ilgili olarak gazetelerin birinde çıkan bir haberde şöyle bir paragraf vardı; “TRT Şeş yayınında sık sık Türkçe, Arapça veya Farsça kelimelerle karşılaşılıyor. Van Gölü’nde balıkçılık yapan bir kişi ile gerçekleştirilen röportajda, Kürtçe kelimelerin arasında kullandığı ‘ondan sonra’ gibi Türkçe sözcüklere de çok sık rastlanıyor.”

Örneklerden de anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’deki Kürdoloji Enstitüleri, Avrupa’dakilerin de olduğu gibi, grameri, kelimeleri karışık olan ve kendine özgü bir ses yapısı, özgün bir dil bilgisi ve sözcük yapısı bulunmayan toplama bir iletişim dilinden protez bir eğitim, yazı ve kültür dili yaratmaya çalışacaklar. Fakat görüldüğü şekliyle Yusuf Ziya ve ekibi bu karmaşık yapı içerisinden nasıl çıkacağını bir türlü kestiremiyor. Nitekim, Artuk Üniversitesi’nde enstitü kurulmasına karar verildikten sonra yaptığı açıklama sırasında YÖK Başkanına bir gazeteci soruyor; “Lisans programı açmaktan neden geri adım attınız?” Yanıt şu: “Geri adım atmadık. Burada esas amaç önce gerekli öğretim üyesini yetiştirmekti. Enstitü bunun için açılmıştır. Onun için yüksek lisans ve doktorayla başlayacak!” Yani sondan başlıyorlar. Peki, lisansa öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla açtıkları yüksek lisans programında kullanacakları öğretim üyelerini nereden bulacaklar? Yüksek lisansta ders verecek öğretim üyelerinin daha yetkin düzeyde Kürtçe bilgisine sahip olmaları gerekmez mi? Ayrıca, daha lisansta eğitimi gerçekleştirecek öğretim görevlileri ortada yokken, yüksek lisansta eğitim verecekler nasıl tedarik edilecek?

Bu basın açıklaması sırasında yine bir gazeteci Yusuf Ziya’ya bir soru yöneltiyor; “Kuzey Irak’tan öğretim üyesi gelmesi söz konusu mu?” Verilen cevap şöyle; “Zannediyorum Türkiye’den karşılanabilecek…” Dikkat edin! “Zannediyorum” diyor! Şundan emin olun ki, Türkiye’den bu ihtiyacı karşılayamayacaklardır. Kuzey Irak’takilerde büyük ihtimal başka bir Kürt lehçesi konusunda uzmandırlar. Bu lehçenin ise “Sorani” lehçesi olması kuvvetle muhtemeldir. Zaten, sadece Kurmançi lehçesi uzmanı bulsalar dahi, bu lehçe tek başına protez dili oluşturmalarına yetmeyeceği için başka lehçelere müracaat edip tıpkı Avrupa’daki Kürdoloji enstitülerinde yapıldığı gibi kırma, toplama ve yapay bir Kürtçe yaratmaya çalışacaklardır. Hatta bu enstitü, öğretim üyesi eksikliklerini Avrupa’dakilerden bile karşılayabilir. Sonuçta da o enstitüde üretilenler, halkın konuşma lehçelerine yabancı kurgusal bir dilin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Fakat bu kurgusal dil, sağlanan destekle kapanma sorunu ortadan kaldırılmış Kürtçe kurslarında, 24 saat yayın yapan özel Kürtçe televizyon ve radyolarda, hele de Kürtçenin seçmeli ders olması durumunda okullarda kullanılarak yeni kuşaklar için yapay da olsa ortak bir Kürtçe dilinin oluşmasını gerçekleştirebilir.

Ancak iş sadece öğretim üyesi açığı ile de bitmiyor. Çünkü, öğretim üyesinden çok daha önemli bir konu var. Bunu da Malatya Üniversitesi rektörü Çelik’in AA muhabirine verdiği beyanattaki bir cümlede görüyoruz. O cümle şöyle; “Bir dille eğitim vermeyi düşünseniz bile ne okutacaksınız?..” Evet, en büyük problem buradadır! Eğer Kürtçe bir kütüphane oluşmamışsa lisans veya Yüksek lisansta ne okutulacaktır?…

Binyıllardır bu Kürtçe kütüphane ortaya çıkmamışsa, zaten o dil eğitim,yazı ve kültür dili olmaya müsait değil demektir. Bir dönem koyu bir Kürt milliyetçisi iken ve ömrünü bu uğurdaki mücadeleye hasretmişken, ayrıca Irak Süleymaniye’de İngilizlerin işgal döneminde ilkokullarda 8 yıl boyunca eğitim dili olarak Kürtçenin okutulmasına şahit olmuşken, daha sonra gerçekleri görerek bir numaralı Atatürk ve Cumhuriyet hayranı olan Dr. Mehmet Şükrü Sekban bu konuda bakın neler söylüyor; “… Medeniyet sahasında çok geri kalmış Kürtler, çocuklarını okutamamak suretiyle uğradıkları kaybı, zamanın en kaçınılmaz ihtiyaçlarına bile kafi gelmeyen bir dil ve kütüphane ile nasıl telafi edebilir? Bugünden başlamak suretiyle, bir asırlık zaman süresi içinde, en iyi şartlar altında gelişebilecek bir Kürt dili bile kültürlü devletlerin seviyesine ulaşmaya yeterli olmayacaktır…”

Evet, Şükrü Sekban’ın da belirttiği gibi Kürtçenin bünyesi eğitim, yazı ve kültür dili olmaya müsait değildir ve kütüphanesi de yoktur! O zaman niye Kürtçe enstitüsü peşinde koşulmaktadır? Amaç bellidir; protez bir Kürt dili yaratılarak yapay bir Kürt ulusu ortaya çıkarmak, Türkiye’yi bölmek ve sömürgeci AB ile ABD’nin uydusu olan Büyük Kürdistan’ı kurmak… Dolayısıyla da Ermenistan, Büyük Kürdistan ve İsrail güvenlik kuşağını inşa etmek…

Alfabe açılımı

Yine HaberTürk gazetesinde yayınlanan Kürt açılımının yeni detaylarına göre; Q, W, X harfleri Türkçe alfabeye dahil edilecek, devlet toplu Kürtçe kitap alımı yaparak kütüphanelere dağıtacakmış.

İyi de, Kürtçe bir yazı dili olmadığı gibi alfabesi de yoktur ki, Q, W, X harfleri Türkçenin alfabesine dahil edilebilsin? Olduğu iddia edilen alfabe, Avrupa Kürdoloji Enstitülerinin uydurmasyon alfabesidir. Ayrıca, Kürtçenin kütüphanesi de bulunmadığından devlet Kürtçe kitap alımı yaparak kütüphanelere dağıtamayacaktır.

Bu noktada tekrar Şükrü Sekban’a kulak kabartmamız gerekiyor. Kendisi, bırakın yüksek lisansı, Kürtçe ilkokul eğitimiyle ilgili şunları dile getiriyor; “Öğretmenlerin mükemmel, kitapların kusursuz, hükümetin hüsnüniyetinin de tam olduğunu farzedelim, okuldan (ilk okuldan) mezun olanlar, okul tedrisi bitince ne okuyacaklardır. Hiç! Bu zavallılara daha sonraları okunacak eserler sunma ümidi de yoktur. Dolayısıyla kültürde ilerleme de olmayacaktır”

Bütün bu bilgiler, Kürt enstitülerinin AKP’nin de içerisinde olduğu Türkiye’yi bölmeye yönelik siyasi bir planın önemli bir parçası olduğunun en çarpıcı göstergeleridir.

TurkSolu.org

Haberlerimizi Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • co.mments
  • eKudos
  • Live
  • Mixx
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Ping.fm
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Yahoo! Bookmarks