Dünkü yazımda İETT otobüsünden inerken canavar teröristlerin attığı molotofla yanan talihsiz genç kızdan söz etmiş ve İçişleri Bakanı’nı bu insanlık dışı yaratıkları bulmaları için göreve davet etmiştim.
Gerçi bu dehşet verici olay bizde hemen gazetenin iç sayfalarına düştü bile, hükümet veya sadece İçişleri Bakanlığı en ufak bir açıklama yapıp ilgi belirtisi göstermedi bile ama ABD Başkanı Obama Ford Hood Askeri Üssü’ndeki cani ve alçakça terör eylemini hiçbir dinin haklı göstermeyeceğini “Bu trajediye yol açan sapkın mantığı anlamak zor olabilir. Hiçbir adil ve sevgi dolu inanç bunların doğru olduğunu düşünmez” dediği konuşmasıyla lanetledi.
Dün yazım üzerine gelen mektuplar arasında bir okuyucumuz şöyle diyordu: “Sakın kardeşim İçişleri Bakanı’nı göreve davet etme. Çünkü belediye otobüsüne molotof kokteyli atarak o genç kızımızı tanınmaz hale getiren grubun ‘Ergenekon örgütü’ üyesi olduğuna karar verecekler ve zaten bitmesi ihtimaline bizlerin ömrünün yetmeyeceğine inandığımız dava sizlerin bile ömrünün yetmeyeceği bir konuma gelecektir.
Bugünkü gazetedeki haberden öğrendiğimize göre Emniyet mensuplarınca hazırlanan raporda ‘Abdullah Öcalan’ın hiçbir zaman PKK için çalışmadığı ve Ergenekon ile diğer örgütler tarafından kullanıldığı’ bildirildiğine göre Öcalan’ın pek yakında Adalet Bakanlığı’na başvurarak ‘üzerine atılı bulunan suçların hepsinin faillerinin yakalandığını ve Silivri’de tutuklu bulunduğunu’ gerekçe göstererek tekrar mahkeme talebinde bulunmasına hazırlıklı olmalıyız.”
Şimdi, bu okurumuz ve onunla aynı düşünceleri paylaşanların haksız olduğunu hangi “aklı başında” insan söyleyebilir? Teröristbaşının yıllarca bütün o katliamları yönettiğini dünya bilmiyormuş gibi, Türk halkını da aptal yerine koyarak Emniyet’ten ismi de bildirilmeyen birilerine “Apo hiçbir zaman PKK terör örgütünün mücadelesi içinde yaşamamıştır” diye yazdırmak, buna da “Benim annem de Türktür. Bana hizmet etme şansı verilirse hazırım” demesini gerekçe olarak göstermek, bütün şu son olayların üstüne toplumun sabrını taşırmak değilse nedir?
Bu sözü eklemiş, yanına da Öcalan’ın “Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi isimlerle birlikte Kandil’de çekilmiş fotoğraflarını” iliştirmişler. Peki onca yıl içinde kaç tanınmış Türk ve yabancı gazeteci teröristbaşıyla görüşmüş, röportajlar yapmış, ona da baktılar mı? O gazeteciler de Ergenekoncu veya başka bir örgüte mi mensuptu?
Demokratik açılımın asıl adımlarının “Öcalan’a ve tüm terör örgütüne af ile özerk bölge diye başlayacak Kürdistan” olduğunu Apo’nun kendisi de, DTP’li siyasetçi ve belediye başkanları da kaç kez söylediler. Demek ki sıra önce Öcalan’ın affına geldi, anlaşılan bu… Ama asıl olay Emniyet’in yazdığı rapordaki komedidir.
Daha doğrusu traji-komedi… Her şeye inandırdıklarını gördükçe alıştıra, alıştıra adımlar nasıl da büyüyor.
Bakalım daha neler duyacağız.
*****
Eşitlik deyince
10 Kasım, Bülent Arınç’ın dediği gibi “matem ya da tatil günü” değildir ama yine onun dediği gibi “günlerden biri” de hiç değildir. O gün, bu milletin Ata’sını, sonsuz saygı duyduğu önderini, bu ülkenin kurucusunu kaybettiği ve her yıldönümünde derin bir özlem ve sevgiyle andığı çok özel bir gündür.
Eğer hâlâ bunun farkına varamamışsanız, millet varmanızı sağlar, zira ‘bu ölçüde nankörlük’ Türkiye’nin sağduyulu insanlarında asla olamaz ve olmayacaktır. (Onları, çıkarı için her kılığa girebilecek omurgasız vatandaşlarla karıştırmamak gerekir.)
Açılım oturumu inatla 10 Kasım’a denk getirildiği için açılan pankartlar ciddi tartışmalara neden oldu. Başbakan Erdoğan’ın TBMM Başkanı’na emrederek söylediği sözler nedeniyle (Meclis Başkanlık Divanı Üyesi, Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün konuşmaların tanığı imiş) muhalefet partileri tarafından Meclis Başkanı’nın istifası bile istendi.
Bunlar da nasılsa “uygun masallarla” atlatılacaktır ama ben AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “üniversite öğrencisi dinleyici locasında pankart açınca hapse atacaksınız ama milletvekili olarak Meclis’te pankart açacaksınız. Bu kabul edilir şey değildir” sözlerine takıldım.
Madem ki “vatandaşla, milletvekili arasındaki ayrımcılığa” karşı bu kadar hassas durumdalar ve “kabul edilemez” diyorlar, o zaman vatandaş pankart açınca bile hapse girerken milletvekillerinin suç dosyalarının “dokunulmazlık sayesinde” raflara kaldırılmasına neden göz yummaktalar?
Çelik çok haklı, herkes eşit olmalı, fırsat bu fırsat kürsüyle sınırlayıversinler dokunulmazlığı!
No related posts.













