2006 yılının Ekim ayında, medyada çalışan bir grup arkadaş bir araya gelip Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği’ni (SORAR) kurduk. Dernek bünyesinde öncelikle Kürt sorunu üzerine yoğunlaştık. Bu amaçla ilki 30 Kasım 2007’de, sonuncusu 10 Mart 2008’de olmak üzere, üç ayrı şehirde beş kapalı toplantı düzenledik. Yaklaşık 30’ar kişinin katıldığı bu toplantılarda, farklı görüşlere sahip gazeteciler, eski bürokratlar, akademisyenler, siyasetçiler ve araştırmacılar verdikleri bilgiler ve savundukları görüşlerin -kendilerine atfen- basında veya kamuoyuna açık bir başka platformda yayınlanmayacağı güvencesiyle düşüncelerini özgürce konuştular. Bu toplantılarda dile getirilen önemli görüşleri beş gün boyunca Vatan okurlarına aktarmak istiyoruz.

Hangi soruların cevapları arandı

30 Kasım 2007’de İstanbul’da düzenlenen “PKK” başlıklı ilk SORAR toplantısına 27 kişi katıldı ve şu türden soruların cevaplarını aradı:

* PKK gerçekten ne kadar güçlü?

* PKK ile DTP arasında nasıl bir ilişki var?

* PKK’nın zorla tasfiyesi mümkün mü?

* Irak Kürtlerinin PKK ile mücadelede sınırları nelerdir?

* Bir tasfiye süreci başlarsa PKK’nın tavrı ne olabilir?

* Abdullah Öcalan bu hareketin neresinde yer alıyor?

* PKK gerçekten DTP’nin kapatılmasını mı istiyor?
Çözümü Washington’da değil Türkiye’de arayalım
NE DÜŞÜNÜYORLAR?
* PKK 1984’TEKİ DESTEĞİ BUGÜN BULAMAZ

Toplantıda dile getirilen bazı düşünceleri şöyle sıralayabiliriz: PKK’yı kimler yönetiyor: PKK’yı Brüksel (PKK’yla ilişkili Kürt diasporası), Kandil (Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan başta olmak üzere dağdaki yönetici kadro) ve İmralı şekilde tasnif etmek mümkün. Bütün politikalar bu üçgen içinde şekilleniyor. Bu üç merkez, hem uluslararası hem de yerel ilişkileri tanımlıyor.

* ABD’NİN TUTUMU:

Katılımcıların bir kısmı ABD’nin PKK’nın tasfiyesini çok da önemsemediğini ve Türkiye’yi oyalamak için yine zaman kazandığını düşünüyor. Bazılarıysa ABD istese bile terör örgütünün Irak’tan sökülüp atılmasının o kadar kolay olmayacağına inanıyor.

* IRAK KÜRTLERİNİN DURUŞU

Kuzey Irak’taki Kürt partilerinin PKK’ya karşı silahlı bir bastırma harekâtı içine girmesi çok düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Hatta herhangi bir operasyon durumunda, liderler olmasa da özellikle bazı genç Iraklı Kürtlerin PKK’nın yanında yer alması da ihtimal dahilinde.

KDP ve KYB ABD’nin desteğiyle lojistik kanalları ortadan kaldırırsa örgüt zayıflar, tecrit edilir ve tehdit olmaktan çıkarılır.

* ANKARA’NIN KUZEY IRAK’A BAKIŞI

Genelkurmayı endişelendiren, PKK’dan önce Kuzey Irak’taki oluşumun bizatihi kendisidir. Diğer taraftan Irak Kürtleri de PKK’yı Türkiye’ye karşı koz olarak kullanıyorlar. ABD ise PKK’yı İran’a karşı kullanmak niyetinde. Fakat bütün bunlar geçerli olsa, yani PKK bölgede herkesin kullandığı bir aktör olsa bile, bu onun kendi başına Türkiye için bir tehdit unsuru olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. (Katılımcılar arasında PKK’nın aslında öncelikli bir sorun olmadığı, asıl sorunun her iki taraf için de Kerkük’ün geleceği olduğunu savunanlar da oldu.)

* PKK-ABD İLİŞKİSİ VE PJAK: Hem PKK’nın Türkiye’ye karşı bir kart olarak kullanıldığını, hem de ABD’nin PJAK üzerinden İran’a karşı PKK’yı kullanmak istediğini düşünenler mevcut. PJAK, PKK’nın olası bir operasyon ya da şiddetli kıskaç sonrasındaki politikasına bağlı olarak İran’a karşı saldırılarını yoğunlaştırabilir.

* PKK’NIN SOSYOLOJİSİ: PKK ve DTP’nin tabanı homojen değil. Burada Marksist-Leninistler, dindarlar ve liberaller birlikte yer alıyor. Devletin kaba yöntemleri nedeniyle PKK’nın tabanı 1980’den sonra genişledi. PKK’nın tabanını artık şehir lümpenleri oluşturuyor. Ve örgüt yükselen sınıfları temsil edemiyor. Ayrıca Türkiye’nin batısıyla doğusundaki PKK algılayışı aynı değil. Doğu ve Güneydoğu’da yaşayanlar için PKK onların kızı, torunu, kardeşi, bir yakını ya da komşusudur. Bu bağlamda olayın insani bir boyutu da var.

* PKK’NIN ÇELİŞKİSİ: PKK’nın ne istediğine kimse net bir yanıt veremiyor. Zaten örgüt pragmatik yapısı nedeniyle dönem dönem değişen talepler ortaya koyabiliyor. Aslında PKK’nın talepleri, sözgelimi federasyon isteyenler gibi net, kesin ve Türk kamuoyunda tepki toplayacak talepler değildir. Buna karşılık PKK dışı güçler de silahla konuşmadıkları için -belki de sesleri daha çok çıksın diye- sert ve kesin bir söylemi tercih ediyorlar.

* KÜRTLER NORMAL HAYATIN TADINA VARDI: PKK bugüne kadar hep “Devlet bize silahtan başka bir yöntem bırakmadı” argümanını kullandı. Ancak son üç yıldır yeniden şiddete başvurması örgütün niyetini sorgulanır hale getirdi. 1984 ile günümüz koşulları farklı. PKK o dönemde bulduğu desteği şimdi bulamaz. Çünkü silaha sarılması, son on yıldaki demokratik açılımlar hesaba katılırsa, çok da haklı nedenlere dayanmıyor. Kaldı ki PKK’nın ateşkes ilan ettiği 1999 ila 2004 yılları arasında bölgedeki insanlar ilk kez rahat nefes aldı, normal bir hayatla tanıştı ve bunu sevdi. Şimdi tekrar eski günlere dönülmüş olmasından memnun değiller.

* İRTİCA-BÖLÜCÜLÜK REKABETİ: Türk devletinin tehdit algısında “irtica” ve “Kürtçülüğün” farklı dönemlerde birbirlerinin yerine geçerek sürekli yer aldığı hesaba katılırsa, İslamcı gelenekten gelen bir parti (yani Ak Parti), kendi bilinçaltında yer alan “irticanın yeniden birinci tehdit olarak ortaya konulacağı endişesi” yüzünden Kürt sorununun ya da PKK sorununun çözümünde sandığımız kadar da heveskâr olmayabilir.
NASIL ÇÖZÜLÜR?
‘Bu sorunu ancak diyalogla çözeriz’
Toplantıda çözüm için bazı öneriler de dile getirildi:
* Eve DönüŞ Yasası: 2003’te çıkarılan “Eve Dönüş Yasası” çelişkiler ve handikaplarla doluydu. Sadece üst düzey liderlerin dışındaki militanların teslim olması hedefleniyordu. Amerikan mantığıyla hazırlanan bu yasa Türkiye gerçeklerine uymuyordu. Dışarıda hazırlanacak planların maliyeti Türkiye için ağır olur.

* Tüm Türkİye’nin sorunu: PKK sorunu Türkiye’nin bütününün sorunudur. Bu sebeple Türkiye’nin batısı da bir biçimde sorunun çözümüne katılmalıdır. Doğuda ise hem aileler, hem dağdakiler bu işten bıkmış durumdalar. Sorunun hızlı bir şekilde çözülmesini diliyorlar.

* Öcalan bugün ölse… PKK sorunu acilen çözülmelidir. Sözgelimi Öcalan ölse ve Halfeti’ye gömülse orası bir çeşit türbe olur. Biz bu meseleyi bugün çözemezsek torunlarımıza daha ağır bir sorun ve çok daha üzücü sonuçlar bırakırız.

* PKK’sIz çözüm: PKK’yı yok sayarak sorunu çözmek hem maliyetli olur, hem de örgütü daha da etkili bir uluslararası bir güç, bir istikrarsızlık aracı haline getirebilir.

* Çözüm bizim işimiz: PKK sorununun çözümü Washington’da değil Türkiye’de aranmalıdır. Türkiye’nin insanları buna çözüm bulmalıdır. Bu sorunu ancak diyalogla çözeriz ama bu arada devlet bir ölçüde itibar kaybına uğrayabilir.

* Sorunu Türkler çözer: Kürtlerin sorununu bir Kürt partisi, mesela DTP çözemez. Nasıl ki başörtüsü sorununu Türkiye’de İslamcı bir partinin değil, laik, solcu bir partinin çözmesi daha mümkün görünüyorsa Kürt meselesini de Ak Parti’nin çözmesi daha mümkündür.

* Yeni Anayasa: Irak bölgesel Kürt yönetimi ile iyi ilişkiler geliştirmelidir ve Türkiye kendi iradesiyle proje üretmelidir. Sorunun çözümünün yüzde 60’ı psikolojiktir. Şayet Anayasa’da açılımlar yapılır ve demokratik reformlara devam edilirse PKK sorunu da, Kürt sorunu da çözülür.

Haberlerimizi Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • co.mments
  • eKudos
  • Live
  • Mixx
  • MSN Reporter
  • MySpace
  • Ping.fm
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Yahoo! Bookmarks

Konuyla İlgili Diğer Haberler:

  1. Türk’ün cevap veremediği soru!
  2. Kürt sorununda “sathı müdafaa” (1)
  3. Kürt sorununda ortak aklın peşinde
  4. Kürt sorununda “sathı müdafaa” (2)
  5. PKK sorunu değil ama Kürt sorununda çözüm sağlanır