PKK’dan gelen ateşkes ve anlamı
PKK ve Öcalan’ın son iki yıldır izledikleri politika ana hatlarıyla ortada: Ülkede atılan her demokratik adımı ya da bireysel hakların genişlemesine yönelik her düzenlemeyi “Kürt-Türk entegrasyonu”na yönelik bir engele dönüştürmek. Demokratikleşmeyi Kürt meselesinde siyasi ayrımlara vurgu yaparak kullanmak, dahası siyasi vurgulu talepleri yükseltmenin vesilesi yapmak…
Başbakan’ın geçen Ağustos ayında yaptığı çıkış da bu yönde kullanıldı, sistemin attığı kimi demokratik adımlar da…
PKK bu çerçevede son iki yıl içinde eski dönemlerden farklı araçlar kullanıyor…
Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Sivil halkın kentsel alanlarda sokağa sürülmesi…
Siyasi taleplerin sivil toplum örgütleri ve derneklerden hareketle toplumsal örgütlere taşıtılması…
PKK’nın izlediği Kürt politikasına yönelik muhalefete cinayetlere varan baskılarla tepki gösterilmesi…
DTP tarzı PKK’ya paralel kurulan partilerin artan bir özgüvenle doğrudan bir şekilde PKK’nın varlığı ve politikalarını, dolaylı bir yolla şiddeti doğrulayan bir hat oluşturması…
Bu farklılaşma aslında bir yanıyla PKK’nın bölgede zayıflaması gerçeğine işaret etmektedir…
Ancak diğer taraftan “kitlesel bir milliyetçilik dalgası”yla Kürt politikasını iç içe sokma operasyonuna gönderme yapmaktadır.
Nitekim son dönemlerdeki kimi gelişmeler, Şemdinli hadisesi, bölge belediyeleri ve kamu kuruluşları arasında yaşanan kopuş ya da kutuplaşma işlerin her an çığrından çıkabileceğine işaret ediyordu.
Ve silahların yeniden devreye girmesiyle işler çığrından çıktı. Daha doğrusu PKK ve Öcalan tarafından çıkarıldı.
Tüm bu iniş çıkış ve taktik hareketlilik içinde şu açık:
PKK ve Öcalan’ın çabaları temel olarak ayakta kalabilmek ve oyunu kontrol etmek…
Bunun beceriyorlar…
Arkalarındaki desteği iyi kullanıyor, yeni destek üretmeye çalışıyorlar, kendilerine karşı duran Kürtleri sindiriyorlar, bölgesel ve uluslararası koşulları dikkate alıyorlar, örneğin ABD’nin konumuna bakıyor, bir adım ileri, iki adım geri atıyorlar.
Öcalan dün avukatları aracılığıyla şöyle diyordu:
“PKK’ya ateşkes çağrısında bulunuyorum. Bu çağrıma PKK’nın uyacağını umuyor ve sonuç alınacağına inanıyorum. Biz bu konuda iyi niyetliyiz. Devletin de iyi niyetli olmasını bekliyoruz. Çünkü bu son şansımız olabilir.”
Şöyle devam ediyordu:
“Şu an devletin en üst düzeyine hitaben aynı içtenlikle sesleniyorum. Gelin bunun gereklerini hep birlikte yerine getirelim.”
Ateşin kesilmesi elbet iyi bir gelişmedir. Yeni kan akmayacak, yeni şehitler gelmeyecek, aileler yasa boğulmayacaktır…
Türkiye insanıyla, siyasetçisiyle, aydınıyla hep bunu talep etmiştir…
PKK’nın önkoşulsuz silah bırakmasını talep eden bildirilerin altına ben de birçok kez imza attım.
Ancak şunu da göz ardı etmemek gerek:
PKK tarafından ilan edilen tek yanlı ateşkes Kürt sorunu açısından tek başına bir anlam taşımaz.
Nitekim Öcalan ateşkesi açıklarken bile devletle eşit taraf havasından ödün vermemekte, attıkları adıma karşı devletin adım atmasını, aksi halde silahların yeniden patlayacağını ima etmektedir. 1999′da Öcalan’ın yakalanmasıyla başlayan ateşkes bile bir dönem sürebilmiştir.
Önemli olan bu sürede akılcı politikalar gütmeyi öğrenmektir. Demokratik yollarla PKK karşıtı Kürt yapılanmasını ve politikasını teşvik etmektir.
Şu soru sorulabilir ve sorulacaktır:
Ateşkes ilanı nereden çıkmıştır?
Öcalan’la yapılan bir pazarlıktan mı? ABD’nin devreye girmesinden mi? Öcalan ve PKK’nın akan kanın Türkiye’de yol açtığı otoriterleşmeyi kendi aleyhine görmesinden mi? Yoksa ABD-Türkiye’nin yeni koordinasyonunun PKK’nın bir adım geri atmasını icap ettirmesinden mi?
Yanıtın aslında pek bir önemi yok…
Yanıt sorunu çözmez ve değiştirmez…
Ama akıllı siyaset bu dinginliği büyük bir fırsat bilip gerçekten anlamlı siyasi adımlar atabilir…
Kalıcı çözüm ihtimali anlamlı adımlardan üreyecektir…
Konu ile ilgili diğer haberler
DTP: “Ateşkes fırsattır” diyorAP: PKK ateşkes ilan etti
KYB’den, Türkiye ve PKK’ya ateşkes çağrısı
İmralı’dan sözde ‘ateşkes’ çağrısı
PKK’dan hain pusu: 1 yaralı