Arşiv Tarih: January, 2006

Baydemir müebbetle yargılansın

İçişleri Bakanlığı Mülkiye başmüfettişlerince, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir’in de aralarında olduğu 56 DTP’li belediye başkanının Danimarka Başbakanı’na Roj TV’nin kapatılmaması içerikli mektup yollaması iddiaları üzerine açılan soruşturma tamamlandı. Müfettişler, Baydemir ve 56 DTP’li başkanın müebbet hapis istemiyle yargılanmasını istedi.

Öcalan için imza toplayan 2 eski sendikacıya 10 yıl hapis istemi

Diyarbakır’da bölücübaşı Abdullah öcalan’ın serbest bırakılması için imza topladıkları gerekçesiyle tutuklanan iki eski sendikacı hakkında 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. (Haberi Oku)

2’si kadın 3 PKK’lı teslim oldu

PKK’dan kaçan 2’si kadın 3 PKK’lı terörist silahsız olarak Şırnak’ta güvenlik güçlerine teslim oldu

Şırnak Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, Silopi ilçesinde 25 Ocak 2006 günü PKK’dan kaçan 2’si kadın 3 PKK’lının silahsız ve techizatsız olarak teslim olduğu belirtildi. Güvenlik güçlerine teslim olan örgüt mensuplarının verdiği ilk bilgilerde, örgüt içerisinde insanlık dışı baskı ve uygulamalardan rahatsız olmaları nedeniyle güvenlik güçlerine teslim olduklarını ve örgütten kaçmak isteyen çok sayıda arkadaşları olduğunu söyledikleri öğrenildi.

DTP’li Dicle ve Sadak’a 2 yıl hapis istemi

Demokratik Toplum Parti’li (DTP) Hatip Dicle ve Selim Sadak hakkında, Danimarka’dan yayın yapan Roj TV’deki röportajlarında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ı övdükleri iddiasıyla 2′şer yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Ankara Basın Savcısı Hamza Uçar, sulh ceza mahkemesinde açtığı davanın iddianamesinde, Sadak ve Dicle’nin 19 Eylül 2005 tarihinde Roj TV’de röportajlarının yayınlandığı belirtildi.

Sanıkların, söz konusu röportajlarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın durumunu “tecrit” olarak niteledikleri ve “bunun Kürt halkı tarafından kabul edilemeyeceği” şeklinde ifadeler kullandıklarına yer verilen iddianamede, röportajın tümü dikkate alındığında, Sadak ve Dicle’nin, “suçu ve suçluyu övme” eylemini gerçekleştirdikleri anlatıldı. Sadak ve Dicle’nin, söz konusu suçu doğrudan ve birlikte işledikleri belirtilen iddianamede, sanıkların Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi uyarınca 2′şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

Öcalan’ın izindeler - DTP paneline Öcalan damgası

“Bir Türkiye partisi” olacağı söylenen DTP’nin kurucularından Hatip Dicle’nin Londra’daki konuşması, birçok Kürt internet sitesine “Öcalan’ın yönergesiyle örgütleniyoruz” sözleriyle yansıdı. Dicle ise Milliyet’e, “Bu ifade bana ait değil. Ancak yazılanların bazıları doğru” dedi. (Haberi Oku)

Roj TV-PKK bağlantısı ile ilgili rapor savcılıkta

Aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in de bulunduğu Demokratik Toplum Parti’li (DTP) 56 belediye başkanının, terör örgütü PKK’nın yayın organı konumundaki Roj TV’nin kapatılmaması için Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’na yazdıkları mektupla ilgili İçişleri Bakanlığı’ndan gelen iki müfettişin hazırladıkları rapor savcılığa gönderildi.

Raporda, PKK-Roj TV bağlantısını gösterir belgeler de yer alırken, başsavcılığın Ankara’dan istediği bazı belge ve dokümanlar henüz ulaşmadı.

PKK propagandası yaptığı gerekçesiyle Türkiye’nin girişimleri sonucu kapatılması gündeme gelen Roj TV yayınlarıyla ilgili DTP’li 56 belediye başkanının Danimarka Başbakanı Rasmussen’e yazdıkları mektup ile ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma devam ediyor. İçişleri Bakanlığı’ndan gönderilen iki müfettiş de Baydemir ile birlikte 56 belediye başkanı ile ilgili hazırladıkları raporu tamamlayıp savcılığa gönderdi. Raporda, Roj TV Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Hicab’ın aynı zamanda Kongra-Gel Yürütme Konseyi üyesi olduğuna dikkat çekildi. Roj TV’nin PKK’nın yayın organı olduğu, örgüt yöneticilerinden Murat Karayılan başta olmak üzere tüm üst düzey elebaşların uydu telefon ile bu kanala bağlanarak özellikle Güneydoğu’da yaşayan Kürt kökenli vatandaşları devlete karşı kışkırtmak için talimatlar verdikleri ifade edildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Emniyet Genel Müdürlüğü’nden istediği Roj-TV-PKK bağlantısını belgeyen dokümanlar henüz ulaşmadı. Belgeler toplandıktan sonra belediye başkanları hakkında dava açılıp açılamayacağına karar verilecek.

İki sendikacı Öcalan’ı övmekten tutuklandı

Diyarbakır’da “Abdullah Öcalan’ı siyasi iradem olarak kabul ediyorum’ başlıklı dilekçelerle imza toplarken yakalanan iki sendikacı, “Suçu ve suçluyu övmek, örgüte yardım ve yataklık etmek’ suçundan tutuklandı.

Eğitim- Sen eski Şube Başkanı Süleyman Yılmaz ile Tarım Orkam- Sen Şube Başkanı Hasan Adsız, Diyarbakır’ın Yenişehir semtinde bir apartmanda Abdullah Öcalan için imza toplarken yapılan ihbar üzerine polis tarafından yakalandı. “Abdullah Öcalan’ı siyasi iradem olarak kabul ediyorum’ başlıklı dilekçelerde Öcalan’a özgürlük isteyen iki sendikacının yaklaşık 20 kişiden imza topladıkları anlaşıldı.

Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgularının ardından savcılığa sevkedilen iki sendikacı, “Suçu ve suçluyu övme, örgüte yardım ve yataklık etmekten’ tutuklanma talebiyle nöbetçi mahkemeye çıkarıldı. Süleyman Yılmaz ve Hasan Adsız, demokratik haklarını kullandıklarını, Türk- Kürt gerginliğinin son bulması için böyle bir girişimde bulunduklarını ifade ederek, “Biz kimseden talimat almadık. Kendi irademizle hareket ettik” dedi.

Nöbetçi Mahkeme, örgütün gerek internet gerekse görsel ve yazılı basındaki yayın organlarında Öcalan için başlatılan kampanyanın referanduma dönüştürülmesi çağrısında bulunduğunu, her iki sanığın ise bu doğrultuda hareket ettikleri gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi. Adsız ve Yılmaz kararın ardından Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

Siirt’te Öcalan’a destek eylemi

Siirt’te “Demokratik Halk İnisiyatifi’ adına toplanan 500 kişilik grup, bölücübaşı Abdullah Öcalan’ın üzerinde uygulandığını öne sürdükleri tecritin sona erdirilmesi için yürüyüş yaptı.

Öcalan posterlerini taşıyan grup, bölücübaşı lehine sloganlar attı Feshedilen DEHAP’ın eski il binası önünde toplanan ve kendilerine “Demokratik Halk İnisiyatifi’ adını veren grup, İHD İl binasına kadar “Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız’, Kürtçe “Yaşasın Başkan Apo’, “Selam selam, İmralı’ya bin selam’, “Öcalan siyasi irademizdi’ sloganları atarak yürüdü.

Polisin geniş önlem almasına karşılık, müdahale etmediği yürüyüşte büyük boy Öcalan posterlerini de taşıyan grup adına Ahmet Aydın basın açıklamasını okudu. Aydın, bölücübaşı Öcalan’ın Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununa demokratik çözüm bulunması ve barış ortamının sağlanması amacıyla çaba harcadığını öne sürerek, şöyle dedi:
“Öcalan 1999 yılından beri tecrit ve izolasyon ortamına rağmen taleplerine dile getirmeye devam etmiştir. Devlet tüm barışçıl çağrılara karşın adım atma yerine sorunu çözümsüzlüğe itmiştir. Bu çözümsüzlüğün en somut örneği 7 aydan beri sayın Öcalan’ın avukatları ile görüşmelerin engellenmesidir. Yine son olarak tek kişilik cezaevinde olmasına rağmen tüm uluslararası sözleşmelere aykırı bir şekilde hücre içinde hücre cezası verilerek tüm insani haklarından mahrum bırakılmıştır. Öcalan’a uygulanan imha siyasetini kabul etmiyoruz. Bu imha siyaseti sürerse demokratik tavrımızı yükselterek sürdüreceğiz” dedi.

İstanbul’da PKK gösterileri

Cocuk Teroristlerİstanbul Beyoğlu’nda gösteri yapmak isteyen PKK sempatizanı bir grup ile polis arasında arbede yaşandı. Abdullah Öcalan’a verilen hücre cezasını protesto etmek isteyen, aralarında çocukların da bulunduğu 100 kişilik bir grup, dün Dolapdere’deki Bilgi Üniversitesi’nin önünde bir araya geldi. Pankart açıp Öcalan lehine slogan atan grup, müdahale eden polisi, taş yağmuruna tuttu. Polis de biber gazıyla karşılık verince, göstericiler ara sokaklara kaçarak dağıldı. Sarıgazi’de de Kadıköy - Ümraniye hattında çalışan bir İETT otobüsüne, kimliği belirsiz kişilerce molotofkokteyli atıldı. Yangına müdahale etmek isteyen şoför İbrahim Dikici elinden yaralandı.

Roj TV!

Konu, Türkiye’deki Kürtler değildi. Roj TV de değildi. İran, Irak, Suriye ve daha çok Avrupa’daki Kürtlerin kültürel durumlarıydı konu. Bu açıdan Türkiye’yle ilgili çalışmalar daha önce yapılmış, şimdi sıra ötekilere gelmişti.

Dar katılımlı bir toplantıydı.

Paris’te Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Kültür, Bilim ve Eğitim Komitesi tarafından düzenlenmişti. Konuşmalar yapıldıktan sonra aralarında üç Türk parlamenterin de bulunduğu milletvekilleriyle sorulu-yanıtlı tartışma bölümüne geçilecekti.

Komitenin resmi davetini kabul ederek toplantıya gelmiştim. Irak ve Irak Kürtlerinin kültürel durumuyla ilgili bir şeyler söyleyebileceğimi sanıyordum.

Ama bir sürprizle karşılaştım.

İsmim, oturumun Kürt edebiyatı ve medya başlıklı bölümündeydi. Üç kişiydik. Kürt romancı Mehmet Uzun gelemediği için Roj TV’nin direktörü ile ben baş başa kalıyorduk. Komitenin sekreterine Kürt edebiyatı konusunda hiç bir şey bilmediğimi söyleyince, idare ediver gibisinden bir yanıt aldım.
Oturum açıldı.

İran, Irak, Suriye ve Avrupa’daki Kürtlerin kültürel durumu ve sorunlarıyla ilgili çok şey öğrendim.
Irak’ta durum tahmin edilebileceği gibi iyiydi. Üniversiteleriyle, okullarıyla, radyo ve televizyonlarıyla, Kürt kültürü ve folklarına ilişkin çalışmaları ve bölgenin dışa açılmasıyla ve yazılı Kürtçeyle, Kürtçe kelime sayısını geliştirmeye dönük sistemli çabalarla Kuzey Irak’ta durumun memnuniyet verici olduğu belirtildi.

İlginç bir gelişme daha vardı. Irak Kürtleri, Arapça yerine ‘Latin alfabesi’ni kabul etmek için bir çalışma başlatmışlar. İlk aşamada bu konu okullara ders olarak konulacakmış. Türkiye’nin örnek olarak seçildiği ve bu hazırlık yapılırken belki de öncelikle Türkiye Kürtleri düşünülmüştü…
Kültürel açıdan en kötüsü Suriye’ydi. Bu ülkede anlatılanlara kulak verilince, Suriye’de Kürtlerin dili ve kimliğinin fena halde inkâr edildiği ortaya çıkıyordu. Suriye ile Irak arasında bir yerde duran İran’da da kültürel bakımdan Kürtlerin vaziyeti hiç parlak gözükmüyordu.

Arada bir oturumun sınırı aşılıp siyasete kayılınca ya da söz Türkiye Kürtlerine gelince, Türk parlamenterlerin uyarısıyla, Komite Başkanı konuşmacıları yeniden gündeme çekiyordu.
Söz sırası Roj TV’deydi.

Direktör, önündeki yazılı metni İngilizce okumaya başladı. Kürt edebiyatı falan yoktu konuşmasında. Hedef Türkiye’ydi. Uyarılara rağmen konuşmasını öyle sürdürdü. 1990′ların Türkiye’sini anlatıyordu, suçluyordu. Roj TV’yi kapatmayan Danimarka Başbakanı’na teşekkür ediyordu. Türkiye’deki insan hakları ihlallerini nasıl haber yaptıklarını söylüyordu.

Gündem dışıydı her şey.
‘Kürt edebiyatı’nın adı bile yoktu Roj TV direktörünün konuşmasında. Bunun üzerine müdahaleler, bağırış çağırışlar olunca, oturumun başkanı düğmeye bastı, konuşmayı durdurdu.
Sıra bana geldi.

“Herhalde şimdi benden Kürt edebiyatı konusunda konuşmamı beklemiyorsunuz?” diye girdim konuya. Bir yanlış anlama olduğunu, bundan benim sorumlu olmadığımı belirttim. Komite çalışmasının raportörü Lord Russel-Johnston’la aramızda kısa bir tartışma geçti.

Irak Kürtleri konusunda konuşabileceğimi söyledim. Arkasından Roj TV-PKK ilişkileri üzerine konuşabileceğimi belirttim ve konuşmaya başladım. Baktım, Roj TV Direktörü’ne gösterilen hoşgörü nedense benden esirgeniyor, gündem hatırlatılarak sözüm kesiliyor.

Aldırmadım, devam ettim:

“Roj TV’nin PKK’ya ait bir yayın organı, hatta borazanı olduğu herkesin bildiği bir sır. PKK, Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde değil mi? Öyleyse, bu örgütün yayın organı demokrasinin ifade özgürlüğünden nasıl yararlanabilir? Türkiye’deki insan hakları ihlallerini haber yaptıklarını söyledi Direktör. Acaba bugüne kadar PKK’nın Türkiye’deki şiddet ve terör eylemlerini de haber olarak verdi mi Roj TV?..”

Roj TV Direktörü:

“Böyle diyemezsiniz” diye bağırdı.

Başkan sözümü kesmeye çalıştı.

Sonunda, mikrofonumun ışığı söndü, sesim duyulmaz oldu.

Eğer konuşmaya devam etseydim, Türkiye’de Kürtlerin kültürel durumuyla ilgili olarak bardağın boş ve dolu taraflarını da anlatacaktım. Bu arada Roj TV konusuna da değinecektim.

Geçmişte, yine PKK’ya ait Medya TV’nin, Med TV’nin Türkiye’nin girişimleriyle kapatıldığını, bunların yerine Roj TV’nin aldığını, bunun kapatılması da sağlansa, sırada iki tane yeni başvurunun el altında hazır tutulduğunu söyleyecektim.

Mücadelenin anlaşılabilir yanları bulunduğunu, ancak yasakçılığın pratikte çok fazla işlemediğine işaret edecektim.

Aynı zamanda Roj TV’nin Türkiye Kürtleri tarafından ek bir çanak antenle yaygın olarak izlendiğini, bir boşluğu doldurduğunu, Türkiye’nin esas bu nokta üzerinde durması gerektiğini, Kürtçe özel radyo ve televizyon kanallarının tatmin edici biçimde devreye girmelerinin önem taşıdığını, bu konuda resmi karar alındığına göre daha fazla gecikilmemesini de belirtecektim.

Yapamadım.

Mikrofon sustu!

Oturum basına kapalıydı. Yazılmaması kaydıyla yapılan bir toplantıydı. Ama baktım, sızıyor, haber konusu oluyorum, bunun üzerine yazmak zorunda kaldım bu yazıyı…

Milliyet Gazetesi - Hasan Cemal

DTP’li başkanlara ikinci inceleme

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sonra İçişleri Bakanlığı da, DTP’li 56 belediye başkanı hakkında, Roj TV’nin kapatılmaması amacıyla Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’e yazılan mektupla ilgili inceleme başlattı.İçişleri Bakanlığı’nca görevlendirilen 2 müfettişin Diyarbakır’a geldiği ve aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak ve Hakkâri Belediye Başkanı Metin Tekçe’nin de bulunduğu 56 belediye başkanının, Danimarka’dan yayın yapan, terör örgütü PKK yanlısı Roj TV’nin kapatılmaması için gönderdiği mektupla ilgili inceleme başlattığı öğrenildi.

Apo için bilgi edinme çağrısı

İmralı’da müebbed hapis cezasını çeken terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları, Kürt Enstitüsü, Barış Anaları İnisiyatifi, Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), GÖÇ-DER’in de aralarında bulunduğu 14 kuruluş, “Başta Adalet Bakanı olmak üzere, konuyla ilgili bütün resmi yetkilileri 31.11.2005 tarihinden bu yana kendisinden hiçbir haber alamadığımız Sayın Öcalan’ın yaşamı ve sağlığıyla ilgili bilgi vermeye çağırıyoruz” diye açıklama yaptı.

Asrın Hukuk Bürosu, Özgür Yurttaş Hareketi, Barış ve Demokratik Gözüm Grubu, Referandum Girişim Grubu, YAKAY-DER, TUAD-FED, Kürt Enstitüsü, Demokratik Özgür Kadın Hareketi, Barış Anaları İnisiyatifi, Özgür Halk Dergisi, Azadiya Welat Gazetesi, GÖÇ-DER, MKM, DEM-Genç’in de aralarında bulunduğu 14 kurum ve kuruluş temsilcileri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısında düzenledi.

Gruplar adına hazırlanan ortak açıklama Abdullah Öcalan’ın avukatı İrfan Dündar tarafından okundu. Dündar, yedi yılı aşkın bir süredir İmralı tek kişilik kapalı cezaevinde tutulan Öcalan üzerinde uygulanan “tecrit” koşullarının, yeni uygulamalarla birlikte her geçen gün daha da ağırlaştırılarak devam ettiğini ifade etti.

Öcalan’a 20 günlük “hücre cezası” verildiğini hatırlatan Dündar, verilen cezanın 11 Ocak tarihinde Gemlik İrtibat Noktası’na giden ailesine askeri yetkililer tarafından iletildiğini kaydetti. Dündar, “İmralı’da geliştirilen bu yeni uygulama, tecrit içinde tecrit, hücre içinde hücre cezası anlamını taşımaktadır. Özellikle 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren uygulamaya başlanan düzenlemelerle birlikte, Sayın Öcalan’ın 12 avukatına ’görüşme yasağı’ getirilerek avukat görüşmeleri tümüyle engellenmek istenmiştir” dedi.

Öcalan’a ilişkin verilen kararı “hukuk dışı” ve “keyfi uygulama” şeklinde değerlendiren Dündar, bu kararın çok ciddi toplumsal gerginliklere ve çatışmalara yol açabilecek bir karar olduğunu özellikle belirtmekte yarar görüyoruz” dedi.Dündar’ın okuduğu ortak açıklamada, “Öcalan’a yönelik geliştirilen her türlü hukuk dışı uygulama, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu kapsamda Kürt sorununu demokratik barışçıl siyasi çözümü için mücadele eden milyonlarca insanımızı çok ciddi biçimde kaygılandırmaktadır. Başta Adalet Bakanı olmak üzere, konuyla ilgili bütün resmi yetkilileri 31.11.2005 tarihinden bu yana kendisinden hiçbir haber alamadığımız Sayın Öcalan’ın yaşamı ve sağlığıyla ilgili bilgi vermeye çağırıyoruz.” denildi.

Basın toplantısı sırasında İHD’nin bulunduğu bina ve çevresinde polis yoğun güvenlik önlemi aldı.

Polise taşlarla saldırdılar

Polise SaldırıDiyarbakır Dağkapı meydanında toplanan bir grup terörist başı Abdullah Öcalan’a uygulandığı iddia edilen tecridi protesto etti.

Basın açıklaması yapan grup ardında 4 günlük oturma eylemi başlatıldı. Sonrasında ise bir anda ortalık karıştı. Topluluğun bir kısmı ara sokaklara dağılarak polis ve basın mensuplarına taşlarla saldırdı. İskenderpaşa Mahallesi’ndeki ara sokaklara dalan grup ile polis arasında uzun kovalamaca yaşandı. Grubun attığı taşlar, polis, gazeteciler ve vatandaşlara isabet etti.

Sonraki Yazılar »

KAC KISI OLDUGUNUZU GOSTERIN
ISTILA - KITAP
KURTLESEN TURKLER - KITAP
KURTLESEN TURKLER - KITAP