Diyarbakır: Neden Şimdi?
Birkaç gündür Diyarbakır sokaklarında anarşi ve tahrik kol geziyor. Olaylar Batman’a da sıçradı. PKK çocukları ve kadınları da kullanarak 'intifada' havasını yaratmaya çalışıyor. Atılan taşlar ve sloganlar Filistin’i andırsa da, Filistin’deki özgürlük mücadelesine karşın Diyarbakır sokaklarında birkaç çapulcu ve ne yaptığını bilmeyen insanları görüyoruz.
Olaylarda ölenler arasında çocuklar da var. Polise, resmi binalara, bazı araçlara ve dükkânlara saldıran PKK militanları 14 PKK’lının cenaze törenini bir tür isyana çevirmeye çalışıyor. Emir Danimarka’dan yayın yapan PKK’nın televizyon kanalı Roj TV’den geliyor. Yerel taşeronlar HADEP’li bazı belediye başkanları ve bazı yerel 'siyasetçiler'.
Peki neden şimdi?
Neden 2006 Mart ayının sonları?
Sormak gerekiyor, Türkiye Kürt sorununda en kötü günlerini mi yaşıyor? Kürtçe üzerindeki yasaklar artıyor, hapishanelerde kötü muamele uygulamaları ayyuka mı çıkıyor? PKK’nın bu can havliyle çıkışı neden?
PKK ve taraftarları her ne kadar 'demokratik talepler'den bahsetseler de, bizzat kendileri Türkiye’deki tüm demokratik süreci baltalıyorlar, adeta onu arkasından hançerliyorlar.
Şu anda Türkiye sadece Kürt meselesinde değil, hemen tüm alanlarda tarihinin en liberal ve en demokratik dönemini yaşıyor. Kürtçe yayıncılıkta devasa adımlar atılıyor, atılmaya da devam edecek. Birçok çevrede Kürtçe eğitimi dahi tartışmak mümkün. Kötü muamele tarihinin en düşük seviyesinde. Bölge halkı ilk defa bugünlerde bu kadar çok ciddiye alınıyor, görüşleri önemseniyor. Ülke çapında ekonomideki düzelme beklenenin çok üzerinde. Güneydoğu’nun da bu düzelmeden payını almasının çok yakın olduğu ortada. Ülke Avrupa Birliği (AB) yolunda pupa yelken ilerliyor. Ve AB’nin Türkiye konusunda üzerinde durduğu konuların başında Güneydoğu’da kalkınma ve Kürt sorununa demokratik bakış açısı başı çekiyor.
Bu tabloya bakıldığında PKK’nın eylemlerini arttırması veya bir isyan için gerekli hiçbir sebebin olmadığı görülür. Aksine bu tablo sonucunda beklenen PKK’nın eylemlerini minimum düzeye çekerek sürece katkıda bulunmasıdır.
Fakat PKK öyle yapmamıştır.
Çete tartışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde çetecilere en büyük desteği PKK eylemleri vermiştir. Türkiye'nin demokratikleşme gündemini değiştirmiş, Türkiye'yi tekrara korkularıyla başbaşa bırakmıştır.
Demokratikleşme çabalarının zirvede olduğu bir dönemde PKK, eylemleriyle reformların önünü kesmiştir. Çocukları yanan panzerlerin içinde olan anne ve babaların, örneğin Kürtçe’nin daha fazla alanda kullanılmasına sıcak bakmayacakları, konunun tartışılmasının dahi zorlaştığı ortadadır.
PKK eylemleri Türkiye’nin AB sürecini de tehlikeye atmaktadır. Zaten bıçak sırtı konularla karşı karşıya olan süreç PKK eylemleri sonucunda her an komaya girebilir. Böylece tarihi bir fırsat kaçarken, Kürt sorununda liberal görüşü savunanlar bir daha asla bu kadar güçlü olamayabilirler.
Özetle, PKK ne söylüyorsa tersini yapan bir örgüttür. Öylesine manipülasyonlara açıktır ki, kendi iradesinden çok, kendisini yönlendirenlerin arzu ettiklerini yapar. PKK sanki düğmeleri olan bir şiddet makinası gibidir. Doğru düğmesine basarsanız istediğiniz zaman sizin için eylem yapar.
Ve HADEPli Kürt siyasetçiler. Öylesine olgunluktan uzaklar ki, onların önderliğinde bir Kürt politikası düşünmek mümkün dahi değil.
NE YAPMALI?
Tüm bu tablo karşısında Hükümet’in ve TBMM’nin yapması gereken ilk iş Diyarbakır’da büyük bir miting yapmaktır. Ülkenin yasal temsilcileri bölgede boy göstermelidir. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun olayların ardından şehirde dolaşması yüreklere su serpmiştir. Başbakan ve diğer bakanların da bölgede olmasında yarar vardır. Sayın Başbakan yurt dışından daha fazla doğu illerimizi ziyaret etmelidir. Muhalefetin ise bir an önce olayların üzerine benzin dökmekten vazgeçmesi gerekmektedir. Bu alan oy avcılığı alanı değildir. Ulusal çıkarlar için birleşilmelidir. Diyarbakır’da tüm partiler ortak bir miting düzenlemelidir. Gerekirse bu miting TBMM Başkanı Bülent Arınç tarafından organize edilmelidir.
Karşımızda olgunlaşamamış HADEP’li siyasetçiler, yönlendirilmeye çok açık cahil ve kana susamış PKK’lı teröristler ve oyunu çok geç okuyabilen Türk siyasiler bulunmaktadır. Zaman uyanık olma zamanıdır. Oyun içinde oyun vardır.
DIŞ TEPKİLER
Olaylara dış tepkileri değerlendirmekte de fayda vardır:
AB’den gelen açıklamalar daha çok Türkiye’nin soruna acil, kalıcı ve barışçıl çözümler bulunması gerektiği şeklindeydi. Terör bağlantısı ise oldukça az vurgulandı. AB Sözcüsü Krisztina Nagy “gerginliğin azalması için Kürt azınlığa kültürel haklarının verilmesi” için AB Komisyonu’nun Ankara’ya çağrıda bulunduğunu söyledi. AP Haber Ajansı'nın haberine gore Sözcü Nagy “Son olaylar nedeniyle tedirginiz. Bölgede ciddi bir terör sorunu olduğunu biliyoruz. Ancak bu sadece bir güvenlik sorunundan daha fazla” dedi. Bölgenin barış, ekonomik kalkınma ve kültürel hakların uygulanmasına gerek duyduğunu belirten Nagy, “Yetkililere bir an önce bu konularla ilgilenmesi çağrısını yapıyoruz” dedi. AB Komisyonu’ndan ise resmi bir açıklama gelmedi.
Elbette müzakerelerin sürdüğü aday bir ülkedeki isyan provası AB üyelerini tedirgin etti. Bir çoğu şu anda bekle-gör yaklaşımı içinde. Fakat AB’nin konuya bakışındaki miyopluk hala devam ediyor. Danimarka ise Roj TV’nin yayınına hala izin veriyor.
AB’nin hataları ve sorumlulukları ortada. Ancak en son olayların Türkiye’nin AB sürecine yardımcı olmadığı da ortada. Türkiye’nin bu konuda resmi kanallardan yapması gerekenler vardır mutlaka, fakat sivil toplumu ve STK’ları dış ilişkilere kanalize etmeden dış dünya ile sağlıklı ilişki mümkün olmayacak. Ne yazık ki bu konuda PKK’nın karnesi dahi Türkiye’ninkinden daha iyi görünüyor.
Dr. Sedat Laçiner
|