AB, PKK ve Şantaj Siyaseti
Önce Ermeniler ve Rumlar, sonra PKK. Şimdi de terör lobisi. Köşeye sıkıştığına inanılan Türkiye’yi dizleri üzerine çökertmek için herkes AB şantajına güveniyor. Seveni de sevmeyeni de AB’yi kullanıyor. Kimi ‘istediğimi ver, yoksa AB’ye giremezsin’ diyor. Bir diğeri ise ‘İstediğimi ver, yoksa terör hortlar’. Hükümet iki arada bir derede. Üstelik cendere sıkıştıkça sıkışıyor. Dahası Türkiye’nin karşısında anlayışlı bir AB de yok. AB başkentlerinde Türkiye için idam sehpaları kuruldu, ipler hazır, cellat hazır, sehpa hazır… Türkiye’yi sevenler de, sevmeyenler de Ankara’dan bir hata bekliyor… Ankara’nın yapacağı her hata Brüksel’i rahatlatacak. ‘Türkiye’yi sevenleri’in vicdanı rahatlayacak… ‘Sevmeyenler’ ise sehpaya vuracak ve Türkiye’yi kendilerince ait olduğu yere, yani Asya’ya gönderecekler.
***
İlk olarak Ermeniler başladı… Fransa ve Türkiye’ye şüphe ile yaklaşan tüm AB’li siyasiler Türkiye’yi ‘soykırımcı’ olmakla suçladılar. Dünyanın 1 numaralı ‘soykırımcısı’ Almanya bile Türkiye’yi Meclis’inde yargılamaya kalktı. Fransa’da ise konu hiç gündemden düşmedi. Dün Yunanistan ve Kıbrıs’ı Türkiye’yi durdurmak için ‘garanti engelleyici’ olarak görenler, elde malzeme azalınca Ermeni sorununa sarıldılar. Her zamanki gibi Ermeniler ‘kullanılmaya hazır’ bir aspirin gibiydiler. Şu anda komşusu Azerbaycan’ın topraklarının neredeyse beşte birini işgal etmiş olan Ermenistan bile Türkiye’ye Avrupalılık dersi vermeye kalktı. Ermeni Dışişleri Bakanı Oskanyan “komşusu ile sınır kapısını kapatmak Avrupa ruhuna sığıyor mu?” dedi. Hiçbir Fransız ya da Alman siyasetçi de kalkıp “komşusunu işgal etmek ne zaman Avrupa ruhu olduysa, sınır kapısını açmamak da o zaman Avrupalılık oldu” demiyor. Bir garabetliktir gidiyor. Daha 10-15 yıl önce olmuş işgali, Hocalı Soykırımı’nı göremeyenler, daha 20-25 yıl önce olmuş Ermeni terörünü unutmuş görünenler neredeyse bir asır önce olduğu iddia edilen Ermeni ithamlarını doğru kabul edebiliyorlar… Ortada açık bir şantaj var: Ermeniler Türkiye’nin zor anından yararlanıp onu dizleri üzerinde görmeye çalışıyorlar. AB de şantaj politikası izliyor. Türkiye’yi kendi rızasıyla masadan uzaklaştırmaya çalışıyor. Masaya gelen her ek şartın arkasında “bakalım şimdi ne yapacak” sinsiliği var sanki… Oyunun kuralı sürekli değişiyor… Türkiye her yeni şarta uyum sağlıyor, manevralar geliştiriyor. Ancak bu böyle gitmez…
***
Ermenileri, Rumlar izledi… 2004 yılında Anan Planı’nı ezici bir çoğunlukla reddeden Rumlar sanki adanın birleşmesini kendileri engellememiş gibi AB nezdinde Türkiye aleyhine her türlü girişimin içinde yer aldılar. 17 Aralık’ta Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması şartı yoktu. Hatta Türkiye açıkça tanımayacağını söylemişti. AB liderleri de bunu kabul etmişlerdi. Ancak sanki o zirvede kendileri yokmuş gibi Rum lider ve Fransa Başkanı ve Başbakanı Türkiye’den (Güney) Kıbrıs’ı tanımasını talep etmeye başladılar… Türkiye taahhüt ettiği gibi gümrük birliğine ve daha önce AB ile imzaladığı mevzuata sorun çıkarmadan Rumları da dahil etti. Ancak bir karşı deklarasyonla bu düzenlemelerin Rumları tanımak anlamına gelmediğini de açıkladı. İlk bakışta garip geldiğinin ben de farkındayım: Bir topluluğa giriyorsunuz ve onun 25 üyesinden birini resmen tanımıyorsunuz. Fakat bu garipliğin sorumlusu Türkiye değil, AB’dir. Ada üzerinde yüzlerce yıldır Türkler yaşıyor. Kıbrıslı bir kişinin AB üyesi olabilmesi için illa Rum olması mı gerekir, illa Hristiyan olması mı gerekir. Eğer KKTC de AB’ye tam üye olarak alınsaydı AB’nin ilk Müslüman üyesi olacaktı. Oysa AB ada üzerinde etnik ve sınır sorunları olduğunu bile bile, tamamen kendi ilkelerine aykırı olarak Rumları sanki adanın tek temsilcileriymiş gibi tam üyeliğe kabul etti. Barış planlarını destekleyen Türk Kıbrıslılar dışarıda bırakılırken, daha doğrusu yok sayılırken, Rum Kıbrıslılar ödüllendirildiler. Şu ana kadar AB Kıbrıs’ta bir tek vaadini, bir tek sözünü dahi tutmadı. Oysa Türkiye’den vermediği sözleri de tutması bekleniyor. Rumlar şantaj yapıyor, “şimdi seni veto ederim haa” diyor… Fransızlar ve diğer Türkiye karşıtları her şeyin farkında, olmadık yeni kurallar çıkarıyorlar, “bu yaptığınız Avrupa ruhuna uymaz” diyorlar. Türkiye ‘ya sabır’ çekiyor. Olmayan Avrupa ruhunu Avrupalılardan talep edip duruyor… sabırlar zorlanıyor, ilkeler ile alay ediliyor, ancak bu böyle gitmez.
***
Üçüncü şantajcı PKK ve onun üzerinden siyaset yapmaya, kahraman olmaya çalışan Kürtçü siyasetçiler… Türkiye’nin zor durumda olduğunu, ne istense yapacağını düşünen PKK yüklendikçe yükleniyor. 17 Aralık öncesinde başlayan yoklamalar saldırılara dönüşüyor. PKK, Brüksel’e “ben de buradayım” diyor. “Beni de görün”. Daha kötüsü belediye başkanlığı makamında oturan, siyasi parti başkanlığı yapan, gazete çıkaran vb. Kürtçülerin fırsatçılığı… Hazır PKK ile devlet birbirini yerken, AB de hakemlik yaparken arada ‘demokrasi’ kahraman olmak isteyenler var. Ağızlarından demokrasi ve barış kelimesini düşürmeyenler bombalar konurken bombacıları alkışlıyorlar. Ölen teröriste ‘şehit’ kalanına da ‘gazi’ diyorlar… Olayları PKK’nın yapmadığını, karanlık güçlerin yaptığını iddia ediyorlar. Ancak güvenlik güçleri bu teröristleri yakalayınca hop oturup hop kalkıyorlar… Çocukları ve kadınları sokaklara sürüyorlar… AB’den kim gelse bazlama ve ayranın yanında PKK propagandası yapıyorlar… Türkiye Cumhuriyeti ile PKK’nın aynı anda silah bırakmasından bahsedip, en kirlisinden PKK terörü ile devleti eşit düzeye indiriyorlar… İkiyüzlülük, basitlik ve basiretsizlik diz boyu. Şantaj ise ortak nokta: Türkiye zor durumda, ne istesek yapar. Sabırlar zorlanıyor, bayraklar yakılıyor…
***
Peki şantajcılar sadece AB’cilerin içinde mi? Hayır! İçerideki AB karşıtları içinde de şantaja tenezzül edenler var. Ermeni, Rum ve PKK’nın Türkiye’deki karşıtı bazı gruplar da bu odaklardan besleniyorlar. PKK var olduğu sürece gücünü koruyabilen, gündemde kalan kesimler var… Bunlar ne PKK’nın bitmesini istiyorlar, ne de Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını. Bu nedenle Merkel’e methiyeler döşeyenler bile var… PKK saldırıyor, bunlar “bakın gördünüz mü, AB süreci terörü yeniden hortlattı. Geçmişe geri dönelim” demeye başlıyorlar… Şimdilerde Adalet bakanlığı ve Kabine’de Yeni terörle Mücadele Kanunu hazırlanıyor… Aslında mevcut yasa üzerinde değişiklikler yapılıyor… Fakat değişiklikler öylesine devasa boyuttaki buna ek veya değişiklik demek mümkün değil. Düpedüz yeni yasa… Daha doğrusu düpedüz demokrasi ve Türkiye’deki sivilleşme önüne bırakılmış, patlama gücü çok yüksek bir bomba… İstediğinizi, üstelik hiçbir suç işlemeden yakalayabiliyorsunuz… İstediğiniz kişiyi bir evde yaşamaya zorlayabiliyorsunuz… Terör konusunda görüş beyan etti diye bir öğretim üyesini, veya bir sendikacıyı 6 yıla kadar hapsedebiliyorsunuz… Daha neler neler… Önce birkaç bayrak yakılsın, sonra sokaklarda otobüsler taşlansın, ardından terörle mücadele ediyorum adı altında sıkıyönetimi olağan hale getir… İnsanların gözünün içine baka baka şu ana kadar yapılmış tüm reformlar bir çırpıda çöpe atılsın… Sadece bu kadar mı? Hayır!... Bazıları dernekler kuruyor, Türkiye’nin dört bir tarafında direniş hücreleri oluşturuyor… Güya PKK ve yandaşları ayaklanmaya hazırlanıyormuş da, onlar da buna karşı direneceklermiş… “Ya devlet işini yapsın, ya da biz ne yapacağımızı biliriz” diyorlar… Şantaj üzerine şantaj…
***
İçten ve dıştan şantajın ardı arkası kesilmiyor…Kim dost, kim düşman belli değil… Herkes AB yolundaki Türkiye’den bir şeyler koparmaya çalışıyor… Demokrasi söylemine bürünmüş kurtlar, güvenlik postuna bürünmüş sabotajcılar… Tehdit üstüne tehdit… Şantaj üstüne şantaj… Üstelik bu yolun başlangıcı, sonu değil…Kaynak: Dr. Sedat Laçiner
|